Japonya’da Kurulmuş Diğer Tek Devlet: Ezo Cumhuriyeti

Bugün sadece Birleşik Krallık ve İrlanda‘ya ev sahipliği yapıyor olsa da, İskoçya Krallığı ve Roma İmparatorluğu gibi irili ufaklı pek çok devlet tarih boyunca Britanya adalarında varlığını sürdürmüştü. Japonya takımadasında ise sayısız beylik ve hanlık kurulmuş olsa da bunların hepsi, eski adları sırasıyla Wa ve Yamato olan Japonya’ya ve hanedanlığı değişmeden günümüze kadar ulaşmış imparatorluğa doğrudan bağlıydı. Özetle, Japonya adalarında Japonya dışında başka bir devlet asla olmadı.

Gerçekten öyle mi peki? Teknik olarak hayır. Zira zamanında Hokkaido adasında “Ezo Cumhuriyeti” adını taşıyan kısa ömürlü bir ülke kurulmuştu.

Ezo Cumhuriyeti

Japonya takımadasının en kuzeyinde yer alan Hokkaido, pek çok açıdan Japonya’nın geri kalanından farklıdır. Burayı ziyaret ederseniz farkına varacağınız ilk şey adanın ne kadar büyük ve ferah olduğudur. Japonya’nın en büyük dördüncü şehri olan ve Hokkaido’nun baş şehri kabul edilen Sapporo; Tokyo veya Osaka gibi diğer dar ve sıkışık şehirlere kıyasla, geniş sokakları ve hiç de fena olmayan büyüklükte evleriyle öne çıkar. Bunun sebebi Sapporo’nun Japonya’daki en yeni büyükşehir olmasıdır.

Tarih öncesi çağlardan beri Japonlar tarafından ikamet edilen Honshu, Kyushu ve Shikoku adalarının aksine Hokkaido‘nun resmî olarak Japonya’nın bir parçası hâline gelmesi ancak 1869 yılında gerçekleşmiştir. Bu tarihten önce Japonların bu ada pek bir ilişki içerisinde bulunduğu söylenemez. Tokugawa hükümetinin (shōgunluğun) eski ihtişamlı günlerini geride bıraktığı on dokuzuncu yüzyılda Japonya’da kaos hüküm sürüyordu. 1854 yılında Komodor Matthew C. Perry‘nin Japonya “ziyareti”, yaklaşık 250 yıl boyunca izole bir şekilde yaşayan Japonya’yı dünyaya açmıştı. Bu şekilde Japonlar, batı dünyası tarafından sömürgeleştirilmemek için onları kendi oyunlarında yenmeleri, yani modernleşmeleri gerektiğini fark ettiler. Fakat ülkenin askeri diktatörü konumunda olan shōgun batılılarla iyi bir denge politikası izlemekte güçlük çekiyordu. Bu durum Japonya’nın batısında bulunan Satsuma, Tosa ve Chōshū gibi güçlü samuray klanlarının ittifak kurarak 1868 yılında bir iç savaş başlatmalarına sebebiyet verdi. Ülkeyi iki cepheye bölen Boshin Savaşı, otoriteyi shōgunun elinden alıp imparatora geri vermeyi amaçlayan emperyalist klanlar ve Tokugawa hükümetine sadık shōguncu klanlar arasında gerçekleşti. Emperyalistleri İngiltere ve Amerika; shōguncuları ise Fransa cephane ve danışman gönderme aracılığıyla destekliyordu.

Enomoto Takeaki

Hemen hemen bir yıl kadar süren iç savaş 1868 yılında emperyalistlerin galibiyetiyle noktalanmış olmasına rağmen shōguncuların beyaz bayrak sallama niyetleri yoktu. Tokugawa ordusu generali Enomoto Takeaki, birkaç Fransız danışman ve aşağı yukarı 3,000 askerden oluşan Tokugawa güçlerini toplayarak Japonya etkisinden uzaktaki, Ainu denilen yerlilerden başka kimsenin yaşamadığı ve o zamanlar Ezo adıyla bilinen Hokkaido adasında çekildi. Oradayken, yeni kurulmuş Meiji hükümetine telgraf çekerek, geleneksel Japon kültürünü Hokkaido’da batı etkisi olmaksızın özerk bir şekilde devam ettirmek istediğini bildirdi. Fakat İmparator tarafından “Japonya’nın modern bir ülke olmasının önündeki pürüz” olarak görülen Enomoto’nun bu isteği kesin bir şekilde reddedildi.

Başka çaresi kalmayan Enomoto, takvimler 27 Ocak 1869 tarihini gösterdiğinde yönetim biçimi olarak Amerika Birleşik Devletleri’ni model alan bağımsız Ezo Cumhuriyeti’ni kurdu ve yapılan ilk seçimde cumhurbaşkanı seçildi. Bu seçim aynı zamanda Japonya tarihinde gerçekleştirilmiş ilk demokratik seçimdir. İngiltere ve Fransa tarafından kısmen tanınmış olan bu küçük devlet ekonomik olarak da son derece varlıklıydı. Enomoto ve ordusu Japonya’dan kaçmadan önce Osaka kalesini yağmalayarak 180 bin Ryo (yaklaşık 300 milyon Dolar) değerinde ganimeti yanlarında götürmüşlerdi. Bu para sayesinde Ezo’da Goryōkaku adı verilen bir yıldız kale inşa edilmiş, ordu baştan aşağı yeni silahlarla donatılmıştı. Ordunun başında ise Boshin Savaşı’nda shōgunun askeri danışmanlığı görevinde olan Fransız general Jules Brunet bulunuyordu. Fransa’nın eski imparatoru ve ilk cumhurbaşkanı olan III. Napoleon tarafından Japonya’ya gönderilmiş fakat Tokugawa mağlubiyeti sonrası Fransa’ya geri çağırılmış olmasına rağmen geri dönme emrine itiraz eden Brunet, Fransız ordusundaki görevinden istifa edip Ezo ordusuna katılmıştı.

Jules Brunet

1869 yılının Mart ayında, Japon donanması Ezo’ya karşı misilleme yaptı. ABD’den satın alınmış mitralyözlerle donanmış zırhlı gemilere sahip modern Japon donanması karşısında küçük Ezo donanmasının hiçbir şansı yoktu. Nitekim Nisan ayında 7,000 askerle başkent Hakodate‘ye çıkartma yapan Japon ordusu Goryōkaku kalesini kuşattı. Savaşın kaybedildiğini anlayan Brunet teslim oldu ve sınırdışı edilerek Fransa’ya gönderildi. Bunun üzerine ümidini kaybeten Enomoto da teslim olarak Tokyo’ya götürüldü ve üç yıl hapis cezasının ardından affedilip beraat ettikten sonra yeni parlamentoda bakan yapıldı. Ezo devleti ise Japonya İmparatorluğu tarafından ilhak edilerek ülkeye bağlandı ve Hokkaido adını aldı.

Reklamlar

Balıkçı Köyünden Otaku Metropolüne: Efsaneleriyle Tokyo Tarihi

Skyscrapers_of_Shinjuku_2009_January

Tokyo

Kırk milyona yaklaşan nüfusu ve bulutlara uzanan gökdelenleri ile Tokyo metropolünün, dünyanın en gözde şehirlerinden birisi olduğu aşikar. Peki siz bu teknoloji başkentinin köklü tarihini ne kadar biliyorsunuz?

Musashi Bölgesi

Tokyo’nun köklerini, yedinci yüzyıla tekabül eden Asuka Dönemi‘ne kadar takip edebilmek mümkündür. Asuka Dönemi’nde imparatorluk tarafından yürürlüğe konulmuş Ritsuryou sisteminin bir parçası olarak Bushū adıyla da bilinen Musashi bölgesinin sınırları çizilmişti. Bakır madenleriyle zengin olan Musashi bölgesi, günümüz Tokyo şehrinin tamamını kapsamasının yanı sıra Saitama’nın büyük bir bölümünü ve Kanagawa’nın küçük bir kısmını da içine almaktaydı. Uçsuz bucaksız Kantō ovasındaki en büyük bölge olan Musashi’nin adı, eski kayıtlarda muzasi olarak geçmekte ve bunun Aynuca olduğu düşünülmektedir. Zira Japoncada bir anlam ifade etmemekle birlikte Aynucada “ot bataklığı” gibi bir anlama gelmektedir.

Modern Tokyo’nun atası olan Edo, Musashi bölgesinde küçük bir balıkçı köyüydü. Yazılı tarihte Edo adının geçtiği en eski yer, Kamakura Dönemi‘nde yazılmış resmî tarih arşivi Azuma Kagami‘dir.

Sonradan adı Kitami şeklinde değiştirilen Edo klanının kurucusu Edo Shigetsugu, Heian Dönemi sonu veya Kamakura Dönemi başında Musashi bölgesinde kendisine küçük bir kale inşa etti ve kalenin etrafına yerleşen insanlar aracılığıyla Edo Köyü ortaya çıktı.

Edo Kalesi

Edo Kalesi

Bu olayı takriben yaklaşık beş yüz yıl boyunca tarihi kayıtlarda pek bahsi geçmeyen Edo’nun Japon tarihinde tekrar ortaya çıkması 1590 yılında oldu. Sengoku Dönemi‘nin en güçlü savaşçısı Toyotomi Hideyoshi, müttefiği ve astı olan Tokugawa Ieyasu‘ya Hōjō klanından aldığı ve Musashi’nin de içerisinde bulunduğu sekiz Kantō bölgesini vadetti. Verdiği bölgeler karşılığında Toyotomi de Tokugawa’nın Mikawa‘da bulunan beş bölgesini aldı. Bu takas sonucunda Tokugawa Ieyasu, Edo’ya taşındı ve Edo Kalesi‘ni inşa etti.

Aynı dönemde son günlerini yaşamakta olan Liefde isimli bir İngiliz ticaret gemisi, Kyūshū‘daki Bungo bölgesine demir attı. On dokuz aydan fazla süredir seyahat hâlinde olan ve mürettebatının yarısından fazlası ya ölmüş ya da hastalıklı olan bu gemide, muhtemelen Japonya’ya ayak basmış ilk İngiliz olan William Adams da bulunmaktaydı. Adams ve arkadaşları karaya çıktıklarında Portekizli Cizvit misyonerler ile karşılaştılar. Geminin bir korsan gemisi olduğunu iddia eden misyonerler, Japon yerel halka mürettebatın infaz edilmesi gerektiğini söylediler. Tokugawa Ieyasu’nun emriyle gemilerine el konuldu ve Osaka Kalesi zindanlarına mahkum edildiler.

Takvimler 1600 yılını gösterdiğinde Tokugawa Ieyasu, müttefiği Toyotomi klanına sırt çevirdikten sonra Hideyoshi’nin oğlu Toyotomi Hideyori‘yi, Sengoku Dönemi’ni bitiren Sekigahara Savaşı‘nda, Liefde gemisinden sökülen top ve gülleler yardımıyla mağlup ederek 1603 yılında yeni shōgun oldu ve Edo şehrini shōgunluğun merkezi yaptı. Bundan dolayı, 1603 ve 1868 yılları arasında sürmüş Tokugawa Dönemi, Edo Dönemi olarak da bilinmektedir.

William Adams

William Adams

Gemiler ve tersaneler konusunda donanımlı olan William Adams, yeni shōgun Tokugawa Ieyasu tarafından affedilerek shōgunun danışmanı pozisyonuna kadar yükseldi ve Edo Kalesi’ne serbest erişim iznine tabi edildi. Tokugawa’nın kapalı ülke politikası yüzünden İngiltere’ye dönüşü yasaklanan Adams, Miura Anjin adını aldı. Kendisine Uraga‘da bir arsa, iki katana ve yüklü miktarda para verilerek Japonya’nın ilk İngiliz asıllı samurayı ilan edildi. Miura Anjin’in Avrupa bilgisiyle yaptığı danışmanlığı ile Edo şehri gerek ekonomik gerek kültürel anlamda kısa bir sürede şahlandı ve Japon rönesansı olarak bilinen bir çağ başladı. Yüz elli bin kişilik nüfusuyla Japonya’nın en kalabalık şehri hâline gelen Edo, artık basit bir balıkçı köyü değildi; dünyanın sayılı büyük şehirlerinden birisi olmuştu.

2 Mart 1657 tarihinde, Edo Kalesi dahil olmak üzere Edo şehrinin yarısından fazlasını yok eden Büyük Meireki Yangını zuhur etti. Üç gün süren ve yüz bin kişinin hayatını kaybettiği bu yangın, şehirde iki yıl boyunca hayatın durmasına sebebiyet verdi. Bir şehir efsanesinde Budist bir rahibin, sahibi olan üç genç kız da sırayla öldüğü için lanetli olduğu söylenen bir kimonoyu yok etmek isterken yanlışlıkla ahşap olan tapınağı yakması ve alevlerin rüzgar yardımıyla yayılması yangının çıkış sebebi olarak geçiyor olsa da, gerçek çıkış sebebi hâlâ gizemini korumaktadır.

Büyük Meireki Yangını

Büyük Meireki Yangını

Yaklaşık yüzde yetmişi kül olmuş Edo şehrinin yeniden inşa edilme planı, shōgunluğa şehri diledikleri bir şekilde yapılandırma fırsatını tanıdı. Shōgunun akrabası ve baş danışmanlarından biri olan Matsudaira Nobutsuna rehberliğinde Edo yepyeni bir surete kavuştu. Sokaklar genişletildi, bina yerleşimleri düzenlendi, yeni ticaret meydanları açıldı. Samuraylara ve köylülere, yanan evlerini yeniden inşa etmeleri için yönetim tarafından ödenek sağlandı. Kalenin etrafındaki alanlar, gelecekteki yangın durumlarında daha çabuk harekete geçebilme amacıyla boş bırakıldı ve pek çok tapınak nehir kenarlarına taşındı.

Büyük Meireki Yangını’ndan sadece çeyrek asır sonra, 25 Ocak 1683 tarihinde Büyük Tenna Yangını ile Edo tekrar alevlere gömüldü. Yaklaşık altı bin kişinin yanarak can verdiği bu felaket, Edolu bir manavın kızı olan Yaoya Oshichi‘nin (Manav Oshichi) tarihe geçmesini sağlayan olay oldu.

Tukiokayositosi

Yaoya Oshichi

Büyük Tenna Yangını sırasında, pek çok binayla birlikte bir manavın da evi yanmıştı. Manav ve ailesi, diğer afetzedeler ile birlikte geçici olarak bölgedeki bir tapınağa yerleştiler. Manavın kızı on beş yaşındaki Oshichi, tapınakta getir götür işleri yapan Ikuta Shōnosuke isimli bir oğlana aşık olmuştu. Bir süre sonra manavın evi tekrar inşa edilip tapınaktan ayrılmak zorunda kalmış olsalar bile, genç kız sırılsıklam aşıktı. Yangından sonra Shōnosuke’yi bir daha görme şansı yakalayamayan Oshichi, olaydan bir yıl sonra onu tekrar görme umuduyla kendi evini yakmak istedi fakat suçüstü yakalandı. Yargılanma sırasında kıza acıyan hakim, on altı yaşında olduğunu bildiği hâlde Oshichi’ye “on beş yaşındasın değil mi?” diye sordu, zira o dönemde on altı yaşından küçüklere idam cezası verilmiyordu ve kundakçılığın suçu ölümdü. Hakimin bu soruyu kendisini aklayabilmek için sorduğunu anlamayan Oshichi, on altı yaşında olduğunu söyledi. Afallamış hakim, bir kez daha aynı soruyu tekrarladı ama imâyı yine anlamayan Oshichi on altı yaşında olduğunu söyleyerek cevap verdi. Sonunda yapabileceği bir şey kalmayan hakim, genç kıza kazıkta yakılma cezası verdi.

Yaoya Oshichi’nin bu talihsiz hikâyesi, Geleneksel Japon kukla tiyatrosu Bunraku‘da sıklıkla işlenen bir konudur. Ayrıca Oshichi’nin doğum yılı olan Bingwu uğursuz kabul edildiği için bu yıllarda Doğu Asya ülkelerinde doğan çocuk sayısında azalma gözlemlenmektedir. (1846, 1906, 1966 gibi.)

1701 yılında, Akō Hanlığı derebeyi Asano Naganori‘ye ve Tsuwano Hanlığı derebeyi Kamei Korechika‘ya, Edo Kalesi’ni ziyaret edecek olan imparatorluk elçileri adına ihtişamlı bir ziyafet vermeleri emredildi. Dönemin shōgunu Tokugawa Tsunayoshi‘nin yüksek rütbeli adamlarından biri olan Kira Yoshihisa ise, Asano ve Kamei’ye shōgunluktaki ziyafet teşrifatını öğretmek ve adabı muaşeret direktifleri vermekle yükümlüydü. Kaba ve mağrur bir karaktere sahip olan Kira, bu iki derebeyine verdiği eğitim süresince onları sık sık aşağılıyor ve hakaretler ediyordu.

800px-Chushingura_Matsu_no_Oroka

Asano’nun Kira’ya Saldırışı

Bu davranışları soğukkanlılıkla karşılayan ve ağırbaşlılığından taviz vermeyen Asano’nun aksine, Kamei’nin gururu oldukça kırılmıştı ve Kira’yı öldürmek üzerine planlar yapmaya başladı. Yine de Kamei’nin kafası çalışan müsteşarları bu planlardan çabuk haberdar oldular ve olası bir trajedinin önüne geçebilmek için Kira’ya yüklü bir rüşvet verdiler. Aldığı rüşvetle yüzü gülen açgözlü Kira, genç derebeyine daha iyi muamele etmeye başlayarak kanı kaynayan Kamei’yi sakinleştirebilmiş olsa da kendisine kuruş vermemiş Asano’ya kötü davranmaya devam ediyordu. Bardağı taşıran son damla, bir gün Kira’nın Asano’ya “görgüsüz taşra odunu” demesi oldu. Sabrını kaybeden Asano, Edo Kalesi’nin ana koridorunda Kira’ya bir hançerle saldırdı. Muhafızların hızlı müdahelesi sayesinde Asano, Kira’yı öldürememiş olsa da onu suratından yaralamayı başarmıştı.

Açılan yara ağır değildi, fakat shōgunun mülkünde bir shōgunluk görevlisine saldırmak çok büyük bir suçtu. Edo Kalesi sınırları içerisinde sadece bir kılıcı kınından çıkarmak bile yasaklanmış iken yüksek rütbeli bir shōgunluk görevlisine hançerle saldırmış Asano’ya, seppuku yaparak kendini öldürmesi emredildi; öldükten sonra da kalan mallarına ve topraklarına el konulacak, ailesi dağıtılacak ve adamları rōnin (lidersiz samuray) edilecekti.

Ōishi Yoshio

Ōishi Yoshio

Olayın haberini alan ve yapılacakları duyan Asano’nun başmüsteşarı Ōishi Yoshio, Akō Hanlığı’nın yönetimini eline alarak Asano’nun ailesini güvenli bir yere gönderdi ve kaleyi shōgunluğa teslim etmeyi reddetti. Asano’nun üç yüzden fazla adamı içerisinden Ōishi önderliğindeki kırk yedi tanesi, sonuçlarının ağır olacağını bile bile ölmüş efendileri adına Kira’dan intikam almaya yemin ettiler. Lâkin Kira çok iyi korunmaktaydı ve onu savunmasız yakalamaları gerekiyordu. Kira’nın şüphesini çekmemek için, rōninler yollarını ayırıp tüccar ve rahip olarak yaşamaya başladılar. Ortalık sakinleşmişti ama Kira yine de korkuyordu, öyle ki Asano’nun eski adamlarının peşine casuslar bile takmıştı.

Ōishi de Kyoto’ya taşınmıştı. İntikam planını unutarak kendini tavernalara ve genelevlere vurmuştu. Günlerden bir gün, Ōishi sarhoş bir şekilde evine dönerken sokağın ortasında yere düştü ve yoldan geçenlerin alay etmelerine aldırmadan oracıkta sızdı kaldı. O sırada oradan geçmekte olan Satsumalı bir adam, bir samurayın bu hâle düşmüş olmasını kendine yediremeyerek öfkelendi ve Ōishi’ye hakaretler savurmaya başladı. Bir samurayın yüzüne dokunmak dahi büyük bir hakaret sayıldığı hâlde onun yüzünü tekmeledi, hatta tükürdü. Birkaç gün sonra, Ōishi yirmi yıllık karısından boşandı ve kadını iki küçük çocuğuyla birlikte baba evine yolladı. Yeminini hatırlamıştı ve intikam alındığı zaman onların başına bir şey gelmesini istemiyordu. Büyük oğlu Ōishi Chikara‘ya ise kalıp savaşma veya annesiyle gitme seçeneklerini sundu, Chikara da babasına katılmayı seçti. O günden sonra Ōishi’nin davranış ve alışkanlıklarında hiçbir değişiklik olmadı; Ichiriki Chaya gibi geyşa evlerini sıklıkla ziyaret ediyor, her gece içiyor ve toplum içerisinde uygunsuz davranışlar gösteriyordu. Fakat bunları, peşindeki Kira’nın casuslarını kandırmak için artık kasıtlı olarak yapıyordu. İşe yaramıştı da, casuslar Kira’ya olan biteni anlattılar ve Kira, Asano’nun adamlarından kendisine bir zarar gelmeyeceğine ikna olarak casuslarını geri çekti.

Utagawa_Kunisada-c1850-Horibe_Yahei-Horibe_Yasubei

İki Rōnin

Bu sırada rōninlerin çoğu tüccar ve işçi kisvesiyle Edo’da yaşıyordu. Geçen zaman içerisinde Kira’nın evini ve çevresini iyi ezberlemişlerdi. Hatta rōninlerden bir tanesi (Okano Kinemon Kanehide), binanın planlarını ele geçirebilmek için evi yapan işçilerden birinin kızıyla evlenmişti. Edo dışındaki rōninler de elde ettikleri silahları gizlice Edo’ya taşıyor ve öğrendikleri her şeyi düzenli olarak Ōishi’ye rapor ediyorlardı.

İki yıl geçtikten sonra Ōishi, Kira’nın artık tamamen savunmasız olduğuna ve rōninlerin hazır olduğuna kanaat getirdi. Kyoto’dan kaçarak Edo’da diğer rōninlerle bir araya geldi ve gizli buluşma mekanlarında toplanarak intikam yeminlerini tazelediler. Saldırı planını da akşam yemeğinde yaptılar. İki gruba ayrılıp saldıracaklardı. Davul ile haberleşip aynı anda hücum edecekler, Kira öldüğü zaman da düdük çalacaklardı. Ōishi rōninlerden kadınları, çocukları ve hizmetkârları bağışlamalarını rica etti, yine de bushido böyle bir zorunluluk gerektirmiyordu. Kira’yı öldürdükten sonra kafasını kesip efendileri Asano’nun mezarına sunacaklar ve teslim olup infazlarını bekleyeceklerdi.

Ağır kar yağışlı 30 Ocak 1703 sabahının erken saatlerinde Ōishi, dört rōnin ile birlikte gizlice bahçeye girerek kapı bekçisini bağladı. Ardından bir rōnin çatıya çıkarak komşu evlerdeki insanlara hırsız değil intikam peşindeki savaşçılar olduklarını ve kendilerine zarar vermeyeceklerini açıkladı. Hâlihazırda Kira’dan nefret etmekte olan komşular mutlu oldular ve rōninleri engelleyecek hiçbir şey yapmadılar. Okçular da yerlerine konuşlandıktan sonra Ōishi davulu çaldı ve rōninler iki grup hâlinde Kira’nın malikanesine oklar ve kılıçlarla saldırdılar. Ōishi tarafından yönetilen ilk grup ön kapıdan; oğlu Chikara tarafından yönetilen ikinci grup arka kapıdan saldırıyordu. Kira’nın on muhafızı, Ōishi’nin grubunun eve girmesini engelleyebiliyordu fakat arka kapıdaki Chikara ve grubu girebilmeyi başarmıştı. Paniğe kapılan Kira, karısı ve hizmetçileriyle birlikte verandadaki dolaba saklandı. Muhafızları püskürten Ōishi ve grubu, içerideki diğer grupla buluştu ve dışarıdaki kışladan Kira’yı kurtarmaya koşan muhafızlarla kıran kırana savaşmaya başladılar. Bir süre sonra yenileceklerini anlayan muhafızlar, yardım çağırmak için kaçmaya çalışsalar da, bu durumu öngörmüş Ōishi’nin çatıya konuşlandırdığı okçular tarafından birer birer avlandılar. Kapışma bir süre daha devam ettikten sonra, son muhafızlar da bastırıldı. Rōninler Kira’nın on altı adamını öldürüp torunu dahil yirmi iki tanesini yaralamışlardı. Fakat Kira sırra kadem basmıştı. Evin altını üstüne getirdiler ama sadece korkmuş kadınlarla çocuklar buldular. Umutsuzluğa kapıldıkları anda, Ōishi Kira’nın yatağını kontrol etti. Hâlâ sıcaktı; Kira fazla uzaklaşmış olamazdı.

800px-HokusaiChushingura

Kira’nın Evine Baskın

Yapılan kapsamlı bir arama sonucunda birkaç rōnin, geniş bir duvar parşömeninin arkasında yer alan ve gizli bir bahçeye açılan bir giriş buldular. Bahçede yakacak depolama amaçlı küçük bir bina vardı. Burada iki silahlı muhafıza rastladılar ama kolayca üstelerinden gelip onları öldürdüler. Binayı aradıklarında da saklanmakta olan bir adam buldular. Bir hançerle rōninlere saldırmaya çalışmış olsa da başarısız oldu kolayca etkisiz hâle getirildi. Adam kim olduğunu söylemeyi reddediyordu ama rōninler onun Kira olduğunu varsayarak düdüğü çaldılar ve diğerlerini çağırdılar. Ōishi geldiğinde, yakaladıkları adamın Kira olduğunu doğruladı; yüzünde hâlâ Asano’nun saldırısından kalma izleri taşıyordu. Hemen sonra Ōishi, Kira’nın önünde diz çöktü ve rütbesine hürmeten saygılı bir şekilde kendilerinin Asano’nun adamları olduğunu, intikam almaya geldiklerini ve onurlu bir samuraya yakışır şekilde ondan seppuku yapmasını istediklerini söyleyerek Asano’nun kendi seppuku yaptığı hançeri ona uzattı. Fakat Kira şoka girmişti; deli gibi titriyor ve hiçbir şey söyleyemiyordu. Durumu gören Ōishi, rōninlere onu sabit tutmalarını emrederek hançerle Kira’nın kafasını gövdesinden ayırdı. Daha sonra attıkları alevli okların sebep olduğu yangını yan evlere sıçramaması için söndürdüler ve Kira’nın kesik başını da yanlarına alarak mekanı terk ettiler. Rōninlerden Terasaka Kichiemon‘a da Akō’ya gidip intikamın tamamlandığını haber vermesi emredildi.

Gün batımına doğru Kira’nın kafasını, efendilerinin Sengaku tapınağındaki mezarına götürdüler. Kira’nın evinden tapınağa kadar olan on kilometrelik yol boyunca, intikam öykülerini herkese anlatan rōninler, halktan büyük destek ve hayranlık topladılar. Tapınağa vardıklarında Terasaka dışındaki kırk altı rōnin, Kira’nın kafasını bir kuyuda yıkayıp temizlediler ve adamın canını alan hançer ile birlikte Asano’nun mezarına yerleştirdiler. Tapınakta dualar edip kalan tüm paralarını rahibe bağışladıktan sonra shōgunluğa teslim oldular.

Rōninler Sengaku'ya Giderken

Rōninler Sengaku’ya Giderken

Bu olay üzerine shōgunluk bir ikileme düştü. Samuraylar bushido‘ya uygun davranmış ve efendilerinin intikamını almışlardı, bununla birlikte shōgunluğa karşı gelip yüksek rütbeli bir yetkiliyi öldürmüşlerdi. Halk da rōninler için af dilenmekteydi. Bunun üzerine shōgun, rōninlerin ölmesine karar verdi ama onları asarak infaz etmek yerine seppuku yaparak ile onurlarını korumalarına izin verdi. 20 Mart 1703 tarihinde kırk altı rōninin hepsi kendisini öldürerek Sengaku tapınağına, efendilerinin yanına gömüldüler. Kırk yedinci rōnin olan Terasaka, bir süre sonra Edo’ya geri döndü ve shōgun tarafından affedildi. Seksen yedi yaşına kadar yaşayan Terasaka, 1747 yılında hayata gözlerini yumdu ve o da efendisi ile kırk altı yoldaşının yanına gömüldü. Ōishi sokakta sarhoş bir şekilde yatarken yüzüne tüküren Satsumalı adam da daha sonra bu mezarlığı ziyaret ederek ondan af dilemiş ve oracıkta seppuku yaparak yanına gömülmüştür. Rōninlerin baskında giydikleri ev yapımı kıyafetler ve kullandıkları silahlar, davul ve düdük ile birlikte günümüzde hâlâ Sengaku tapınağında korunmaktadır.

28 Ekim 1707 tarihinde, Japonya’nın orta kısmında gerçekleşen ve 2011 Tōhoku Depremi‘nden sonra Japon tarihindeki en büyük deprem olan Hōei Depremi, aynı yılın Aralık ayında yaşanan Fuji Dağı‘nın son patlamasını tetikledi. Bu şiddetli patlama sonucu, Edo şehri Fuji’den 100 kilometre uzakta olmasına rağmen sinder ve külle kaplandı.

Tokugawa Yoshimune

Tokugawa Yoshimune

1716 yılında sekizinci shōgun Tokugawa Yoshimune, son hâlini alması yirmi yıl sürmüş Kyoho Reformları‘nı başlattı. Bu reformların amacı, dışarıdan bakıldığında sumo ve kabuki gibi uğraşlarla zevküsefa içindeymiş gibi görünen Edo’daki giderek büyüyen savurganlık ve gerileme dönemini bitirmekti. Reformların bir sonucu olarak Edo’nun şehir yönetiminde reformlar yapıldı, pirinç fiyatları regüle edilerek sabitlendi, lüks malların üretimi yasaklandı, toplumsal harcamalar kesildi, shōgunluk denetiminde tüccar loncaları kuruldu, derebeylerinin bir süre Edo’da bulunmaları gerekliliği gevşetildi, yangına dayanıklı inşa malzemeleri ve metodları teşvik edildi, dövüş sanatları ve şahincilik özendirildi ve batı menşeili kitapların basılma yasağı Hıristiyanlık yayınları haricinde kaldırıldı. 1736 yılında, Kyoho Reformları yüzünden özellikle pirinç fiyatlarında yaşanan deflasyon ile Edo ekonomisi kesatlaştı. Böylece shōgun, aynı yıl bol miktarda para döktürerek durumun önüne geçti ve seksen yıl sürecek bir zenginlik dönemi başladı.

1771 yılında, Doktor Toyo Yamawaki, Japonya’nın ilk bilimsel otopsisini gerçekleştirdi. Edo’nun Kozukappara meydanında idam edilmiş bir suçlu üzerinde gerçekleştirilmiş bu otopsi, Alman Anatomische Tabellen kitabının Flemenkçe çevirisinden faydalanılarak yapıldı. Kitap daha sonra aynı doktor tarafından Japoncaya da çevrildi.

Bir sonraki sene olan 1772 yılı, Tokyo tarihinin en uğursuz yılı olarak da bilinmektedir. Önce Büyük Meiwa Yangını şehrin büyük bir kısmını yok etmiş, daha sonra şiddetli bir tayfun çıkıp Kantō ovasındaki neredeyse bütün tarım arazilerini ekim yapılamaz hâle getirmişti. Hemen ardından başka bir fırtına da Edo’daki dört bin küsür haneyi yıkıp geçti.

Matsudaira Sanenobu

Matsudaira Sadanobu

1787-1793 yılları arasında, on birinci shōgun Tokugawa Ienari‘nin akrabası ve temsilcisi Matsudaira Sadanobu tarafından Kansei Reformları yürürlüğe konuldu. Önceki shōgunlar tarafından getirilmiş pek çok yasa ve yeniliğin tersine çevrilmesini öngören bu reformlar ağırlıklı olarak daha önceden gevşetilmiş kapalı ülke politikasını tekrar sıkılaştırmaya yönelikti. Bununla birlikte yükselişe geçmiş ukiyo-e sanatının da müstechen olduğu gerekçesiyle önü kesilmeye çalışılmış; Kitagawa UtamaroUtagawa Toyokuni ve Katsukawa Shun’ei gibi bazı ünlü ukiyo-e çizerlerine elli gün süren kelepçe cezaları verilmişti.

On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru, Edo nüfusu bir milyonun üzerine çıkarak dünyanın en kalabalık şehrini oluşturdu.

1800’lerde yabancılara sağlanan ülkeye giriş imtiyazlarının başlaması, kısa süre içerisinde Edo başta olmak üzere ülke çapında köklü değişikliklere sebep oldu. 1830 yılında Amerikalı Nathaniel Savory, bugün Tokyo’nun Ogasawara adaları olarak da bilinen Bonin adalarından Chichijima adasına demir atmış ve orada yaşayan ilk insan olarak zamanla bir Amerikan kolonisi kurmuştur. 1837 yılında, Çin’in Kanton şehrinde yaşayan Charles W. King adlı bir Amerikalı tüccar, SS Morrison adlı ticaret gemisiyle Edo’nun Uraga Kanalı‘na girdi. Kanalda gemisi batmış üç Japon’u kurtararak Japonya ile bir ticaret ilişkisi başlatma amacıyla Japonya’ya gelen King’in bu planları, shōgunluğun “Hollanda gemileri haricinde tüm yabancı gemilere ateş açılacak” yasası doğrultusunda gemisine saldırıldığı zaman suya düştü. 1846 yılında, Amerika Birleşik Devletleri Donanması Kumandanı James Biddle, ABD hükümeti tarafından verilmiş resmî bir görevle Edo Limanı‘na demir atarak iki ülke arasında bir ticaret antlaşması imzalamak istedi, fakat bu istek geri çevrildi ve Amerika’ya eli boş bir şekilde dönmek zorunda kaldı.

Matthew C. Perry

Matthew C. Perry

1853 yılının 8 Temmuz gününde, ABD Donanma Komodoru Matthew C. Perry, birkaç savaş gemisi ve yeni bir ticaret antlaşması ile birlikte Edo’nun elli kilometre güneyinde yer alan Yokosuka‘ya geldi. Edo yönetimi bu antlaşmaya da sıcak bakmadı ve Perry tekrar geleceğini belirterek ülkeyi terk etti. Bir yıl sonra, komodor sözünü tutarak çok daha büyük bir donanmayla geri döndü ve bu siyah gemilerden gözü korkan shōgun, 31 Mart 1854 yılında Kanagawa Konvansiyonu‘nu imzalamak zorunda kaldı. Bunun sonucunda Shimode ve Hakodate limanları ABD ticaretine açıldı, Amerikalı tayfalara barınma hakları verildi ve Shimoda‘da kalıcı bir ABD elçiliği açıldı. 29 Temmuz 1858 yılında da, ABD elçisi Townsend Harris iki yıl sürmüş ikna çabalarının meyvesini aldı ve ABD ile Japonya arasında Dostluk ve Ticaret Antlaşması imzalandı. ABD vatandaşlarına Japonya’da dilediklerince seyahat edebilme ve Edo’da yaşayabilme hakkı sunulurken Japon vatandaşları ABD üzerinde böyle bir hakka sahip olamadı. Japonya ve batı arasında imzalanmış eşitsiz antlaşmaların ilki olan bu antlaşma, ileride Japonya’nın batıya açılması gerektiğini düşünenler ve buna karşı çıkanlar arasında büyük bir iç savaş çıkmasına sebebiyet verecekti.

Namazu ve Ebisu

Namazu ve Ebisu

11 Kasım 1855 tarihinde, şehri Büyük Ansei Edo Depremi vurdu. Yaklaşık yedi büyüklüğünde olan bu deprem, yaklaşık üç bin yaralı ve yedi bin ölüme yol açtı. Büyük Ansei Yangını‘nın çıkmasına da sebep olarak elli bin hane ve elli tapınak dahil şehrin büyük bölümünü yok eden depremin artçıları yirmi gün boyunca devam etti. Depremden iki gün sonra, ukiyo-e tarzında çizimler basıldı. Namazu-e adı verilen bu çizimler, Japon mitolojisindeki Namazu isimli yeraltında yaşayan dev kedibalığını tasvir ediyordu. Efsaneye göre, normalde tanrı Kashima tarafından büyük bir kaya yardımıyla kontrol altında tutulan Namazu, Kashima’nın meşgul olduğu ve görevini geçici olarak Ebisu‘ya devrettiği bir anda, Ebisu’nun dalgınlığından yararlanıp Edo depremine sebep olmuştur. Çizimlerde, halkın Kashima’ya olan öfkesi ve onun yerine Amaterasu‘nun getirilmesi konularına rastlanıyordu.

1858 yılında, Japonya’nın ilk üniversitesi olan Keio Üniversitesi Edo’da açıldı. Japonya’nın Voltaire‘i olarak bilinen Fukuzawa Yukichi tarafından açılmış ve Hollanda eğitimi odaklı olan üniversite, 1863 yılında İngiliz eğitimine ağırlık vermeye başladı.

Ii Naosuke

Ii Naosuke

24 Mart 1860’da, shōgunun baş danışmanı Ii Naosuke, Mito bölgesinde yaşayan yabancı karşıtı on yedi genç isyancı samuray tarafından Edo Kalesi’nin Sakuradamon kapısı önünde suikaste kurban gitti. ABD ile yapılmış Dostluk ve Ticaret Antlaşması üzerindeki en etkili Japon politikacı olan Ii, Japonya’nın batıya açılmasını sıkı bir şekilde destekliyordu ve karşı çıkan herkesi Ansei yasası kapsamında hükümetten attırmıştı. Ii Naosuke’nin suikaste uğraması, ülke çapında imparator yanlısı anti-shōgun hareketlerinin önünü açtı. İronik olarak Mito bölgesi, Owari ve Kishū bölgeleriyle birlikte, shōgun olabilme hakkına sahip Tokugawa ailesi üyelerinin yaşadığı ve dolayısıyla shōguna en sadık olan üç bölgeden biriydi.

1866 yılında, Chōshū‘da gerçekleştirilen küçük çaplı bir darbe sonrası shōgun karşıtlarının yönetimi ele geçirmesiyle, shōgun, Chōshū’daki bu isyanı bastıracak bir sefer düzenleyeceğini duyurdu. Bunun üzerine imparatorluğa sadık SatsumaChōshū ve Tosa hanlıkları shōgunluğa direnme amacıyla bir araya geldiler. Shōgunluğu yıkmak için mevcut monark İmparator Kōmei‘in de desteklediği sonnō jōi (imparatoru yücelt, barbarları kov) düşüncesi altında birleşen samuraylar, shōgunun imparatorluğun gücünü gasp etmesine karşı çeşitli eylemlerde bulunmaya başladılar ve Chōshū seferini de kolaylıkla püskürttüler.

Son Shōgun Tokugawa Yoshinobu

Tokugawa Yoshinobu

İmparator Kōmei’nin ardından shōgun Tokugawa Iemochi de öldüğünde, yerine Tokugawa Yoshinobu on beşinci shōgun olarak geçti. Shōgunluk döneminin tamamını Kyoto’da geçirmiş ve ölene dek Edo’ya ayak dahi basmamış tek shōgun olan Yoshinobu, shōgun pozisyonuna yükseldikten sonra, otoritesini kaybetmeye başlamış olan shōgunluğu sağlamlaştırmak için köklü değişiklikler yaptı. Özellikle İkinci Fransa İmparatorluğu‘nun desteği ve Léonce Verny‘nin gözetimi altında Yokosuka cephaneliği kurularak shōgunluk orduları modernize edildi. Aynı zamanda Ruslar, İngilizler ve Amerikalılardan da askerî destek alan Tokugawa shōgunluğu, kaybetmiş olduğu prestiji kısa sürede tekrar kazandı.

1867’nin Kasım ayında, barışçıl Tosa’ya kıyasla daha radikal olan Satsuma ve Chōshū hanlıkları Satchō İttifakı‘nı kurdular. Yeni hükümdar İmparator Meiji‘nin imzası taşıyan sahte bir emir çıkartarak, Tokugawa Ieyasu’nun reenkarnasyonu olarak görülmeye başlanacak kadar güçlenen Yoshinobu’nun öldürülmesini meşrulaştırmaya kalkmış olsalar da, hemen öncesinde Tosa Hanlığı derebeyi Yamanouchi Toyonori shōguna bir mektup yazdı ve pozisyonundan feragat etmesini, bunun yerine imparatorluğa bağlı çeşitli hanlıklardan oluşturulacak yeni bir ordunun başına geçmesini önerdi. Bu mektuba olumlu cevap veren Tokugawa Yoshinobu, gerçekten de on gün sonra shōgunluğu lağvetti ve mutlak otoriteyi bütünüyle imparatora geri vererek Kyoto’dan Osaka’ya taşındı. Böylece 1192 yılında Minamoto no Yoritomo ile başlamış shōgunlar dönemi altı yüz yetmiş beş yılın ardından son buldu.

Satchō İttifakı

Satchō İttifakı

Halbuki Satchō İttifakı, Yoshinobu’nun yönettiği bir ordu fikrine sıcak bakmıyordu. Yeniden sahte bir emir hazırlayarak Yoshinobu’ya karşı Boshin Savaşı‘nı açtılar ve büyük bir orduyla Kyoto’ya hareket ettiler. İmparatorluk yönetimi ile yapılan bir toplantı sonucunda, suç unsuru teşkil edecek herhangi bir şey yapmış olmamasına rağmen Yoshinobu’nun tüm yetkileri feshedildi ve topraklarına el konuldu. Bu karara karşı çıkan Yoshinobu, bir itiraz mektubu yazarak Aizu ve Kuwana gibi shōgun yanlısı hanlıklardan oluşturduğu bir orduyla Kyoto’ya geldi. Şehre girmesine izin verilmeyerek Kyoto’nun girişinde Satchō ordusunun saldırısına uğrayan Yoshinobu, sayıca daha fazla askere sahip olmasına rağmen savaşın ortasında ordusunu terk etti ve Edo’ya kaçtı. Gönüllü olarak ev hapsine girerek imparatorluğa boyun eğdiğini belirtti. Tokugawa ailesinin akrabalarından olan Tayasu Kamenosuke evlat edinilip, Yoshinobu yerine Tokugawa ailesinin başına getirildiğinde ise bir barış antlaşması imzalandı ve 11 Nisan günü Edo Kalesi tamamen imparatorluk ordusuna teslim edildi. Yoshinobu da yanına adı artık Tokugawa Iesato olan Tayasu Kamenosuke’yi alarak, yüzyıllar önce Tokugawa Ieyasu’nun da inzivaya çekilmiş olduğu Shizuoka‘ya taşındı. Iesato, Shizuoka Hanlığı derebeyi oldu ama birkaç yıl sonra hanlık sistemi kaldırıldığı için bu ünvanını kaybetti.

http-%2F%2F3.bp.blogspot.com%2F-mbsGMwUQMRo%2FVSVEmm-ZEXI%2FAAAAAAAAhbw%2Fr1v30mV0vL8%2Fs1600%2FMeiji_cl_md

İmparator Meiji

Hayatında ilk defa 1868 yılında Edo’yu ziyaret eden on altı yaşındaki İmparator Meiji burayı o kadar beğendi ki Edo Kalesi’ni yeni imparatorluk sarayı hâline getirdi ve Edo şehri Tokyo (doğu başkenti) adını alarak Japonya’nın yeni başkenti ilan edildi. Eski başkent Kyoto’nun adı da Saikyō (batı başkenti) yapılmış olsa da bu isim uzun ömürlü olmadı ve şehrin adı bir süre sonra tekrar Kyoto oldu.

Tokyo’nun başkent olmasından bir yıl sonra, 1869 yılının Haziran ayında, Boshin Savaşı’nda ölenlerin onurlandırılması için Yasukuni Tapınağı inşa edildi. Kuruluşunda Tōkyō Shōkonsha (Tokyo ölülere dua mabedi) adını taşıyan tapınağın ismi, 1879 yılında Şintoizmi ulusal din olarak teşvik etme çalışmaları kapsamında bugünkü hâlini aldı.

İmparator Meiji’nin 1867’den 1912’ye kadar süren saltanatı boyunca Meiji Restorasyonları olarak bilinen köklü reformlar ve yenilikler yapıldı, bunların getirileri de başkent olan Tokyo’ya doğrudan yansıdı:

  • 1869’da Japonya’nın ilk telekom ağı Tokyo ve Yokohama arasında açıldı.
  • 1871’de hanlık sistemi kaldırılarak Tokyo prefektörlüğü kuruldu.
  • 1872’de Japonya’nın ilk buharlı treni Tokyo’da Shinbashi-Sakuragicho seferini yaptı.
  • 1874’de Tokyo Polis Departmanı kuruldu.
  • 1881’de Japonya’nın ilk özel demiryolu şirketi Nippon Tetsudō kuruldu.
  • 1882’de Japonya’nın ilk zoolojik hayvanat bahçesi Ueno‘da açıldı.
  • 1890’da Meiji Anayasası yazıldı ve kabine sistemine geçildi.
  • 1898’de Matsuda Hideo, Tokyo’nun ilk belediye başkanı seçildi.
  • 1903’de Tokyo’da ilk tramvay sistemi kuruldu.

5 Eylül 1905 tarihinde, Japonya’nın zaferiyle sonuçlanan Rus-Japon Savaşı sonunda imzalanan Portsmouth Antlaşması, Japonya’ya pek çok ekonomik avantaj sağlamaktaydı, ama Japonya’nın Mançurya üzerindeki yayılmacı politikası yüzünden tüm antlaşma geliri savaş masrafı olarak harcanıyordu. Rahatsız olan başkent halkı, durumu protesto etmek için Tokyo’nun Hibiya Parkı‘nda toplanmak istediler. Tokyo polisi de parkın kapılarına kilit vurdu ve toplanmış otuz binden fazla kişiyi içeri almayı reddetti. Öfkeli kalabalık buna cevaben iki gün boyunca Tokyo sokaklarında terör estirdi. Başbakanın konutu dahil olmak üzere üç yüz elliden fazla binaya hasar verilen bu olay, başbakan Katsura Tarō‘nun 1906 yılındaki istifasıyla sonlandı.

1918 yılında Toyama prefektörlüğünde küçük bir balıkçı kasabası olan Uozu‘da başlamış Pirinç İsyanları 12 Ağustos tarihinde Tokyo’ya sıçradı. Birinci Dünya Savaşı sonrası enflasyon patlamasıyla fırlayan pirinç fiyatları, Japonya’da hem köy hem kent halkı açısından çok büyük zorluklar doğurmuştu. Üreticiler kâr getirecek oranda satış yapamıyor, tüketiciler pirinç alacak para bulamıyordu. Japon tarihinde eşi benzeri görülmemiş büyüklükte ve şiddette olan Pirinç İsyanları, yirmi beş bin kişinin tutuklanması ve başbakan Terauchi Masatake hükümetinin istifasıyla sonuçlandı.

1923 yılının Eylül ayında, 8.4 şiddetindeki Büyük Kanto Depremi, Tokyo’yu dört dakika boyunca salladı. Yüz binden fazla kişinin öldüğü deprem, öğle yemeği saatinde gerçekleştirdiği için, açık kalmış ocaklar ve fırınlardan yayılan alevler, şehirde pek çok yangının çıkmasına sebebiyet verdi. Üstüne üstlük o sırada aktif olan tayfun, yangınların alevlerini körükledi ve otuz binden fazla kişi de çıkan yangınlara kurban gitti. Halk arasında yayılan, Korelilerin deprem ve yangının yarattığı karmaşayı fırsat bilerek dükkanları yağmaladığı, hatta su kaynaklarını zehirlediği dedikoduları iki yüz otuz Korelinin öldürülmesine neden oldu. Korelilere yönelik saldırıları Japon ordusu bastırdı.

Büyük Kanto Depremi sonrası Tokyo

Büyük Kanto Depremi Sonrası Tokyo

 

1925 yılının Mart ayında, Tōkyō Hōsō Kyoku ilk radyo yayınını yaptı.

1927’de Japonya’nın ilk metro ağı olan Ginza Ağı, Asakusa ve Ueno arasında açıldı.

1930 yılında, İmparator Hirohito, deprem sonrasında Tokyo’nun yeniden inşa edilmesinin tamamlandığını açıkladı.

9 Ocak 1932 tarihinde, Koreli nasyonalist Lee Bong-chang, İmparator Hirohito’ya suikast girişiminde bulundu. İmparatorun saraydan çıktığı bir sırada el bombası atılarak gerçekleştirilmeye çalışılan suikast girişimi başarısızlıkla sonuçlansa da, Çin’e Japonya’nın Kore kolonisi politikalarını eleştirme olanağı doğdu.

Niu Yoshitada

Niu Yoshitada ve İsyancılar

26 Şubat 1936’da, Üsteğmen Niu Yoshitada emrindeki yaklaşık bin dört yüz asker ayaklanıp meclis binası, merkez karakolu ve ordu karagâhı gibi kilit noktaların kontrolünü ele geçirerek darbe girişiminde bulundu. Başbakan Okada Keisuke, isyancılar kayınbiraderini kendisi sanarak yanlışlıkla öldürdükleri için hayatını kurtarabildi. Olaya fazlasıyla sinirlenen İmparator Hirohito, darbecilere karşı saldırı emrini bizzat verdi.

1945 yılında, İkinci Dünya Savaşı dolayısıyla Japon şehirlerinin ABD tarafından bombalanmasından Tokyo da nasibini aldı. B-29 savaş uçakları imparatorluk sarayının doğusu başta olmak üzere Tokyo’nun büyük bir kısmını topa tutarak yok ettiler. Yüz binin üzerinde insan hayatını kaybetti, çok daha fazlası da yaralandı ve/veya evsiz kaldı. Tarihin en şiddetli hava saldırısının sebep olduğu bu kayıplarda özellikle 9 ve 10 Mart tarihlerinde atılmış napalm bombaları etkili oldu.

23 Aralık 1948 tarihinde, savaş dönemi başbakanı Tōjō Hideki başta olmak üzere Mukden Olayı mühendisi Doihara Kenji, eski Mançurya komutanı General Kimura HeitarōNanking Katliamı sorumlusu General Matsui Iwane, eski Filipinler karargâh şefi Mutō Akira, eski başbakan Kōki Hirota ve eski Savaş Bakanı Itagaki Seishirō, Ikebukuro‘da bulunan Sugamo Hapishanesi‘nde savaş suçlarından yargılanıp idam cezasına çarptırıldılar.

Tamamlanmamış Tokyo Tower

Tamamlanmamış Tokyo Tower

1953’de ulusal devlet kanalı NHK, ilk televizyon yayınını yaptı.

1958’de Tokyo Tower tamamlandı.

1964’de ilk Tōkaidō Shinkansen hattı tamamlandı ve Tokyo-Osaka arası 6 saat 40 dakikaya indi.

1968’de İkinci Dünya Savaşı işgalinden sonra ABD’ye ait olan Ogasawara adaları Japonya’ya geri verildi ve Tokyo’ya bağlandı.

1978’de, günümüzde Narita Uluslararası Havaalanı olarak bilinen New Tokyo Uluslararası Havaalanı, Tokyo’ya komşu Chiba prefektörlüğünde açıldı.

1984’de Narita Uluslararası Havaalanı’nı protesto etmek isteyen bir grup, iktidar partisi Liberal Demokratik Parti merkezine alev makineleri ile saldırdı.

1986’da Tokyo arsa fiyatları hızla yükselmeye başladı.

1988’de Tokyo Dome stadyumu açıldı.

1990’da balon ekonomisinin patlamasıyla Tokyo arsa fiyatlarında aşırı düşüş yaşandı.

1993’de Rainbow Bridge tamamlandı.

1995’de Aum Shinrikyo tarikatına bağlı bir grup terörist, Tokyo metrosunda Sarin gazı saldırısında bulundu. On iki kişi ölürken yüzlerce insan zehirlendi.

2000’de Oedo metro hattı açıldı.

2008’de Tokyo, 2016 Olimpiyat Oyunları‘nın düzenleneceği şehir olabilmek için Chicago, Rio De Janerio ve Madrid ile birlikte adayı seçildi. Kazanan Rio oldu.

2013’de Tokyo, 2020 Olimpiyat Oyunları‘nın düzenleneceği şehir seçildi.