Japonya’da Kurulmuş Diğer Tek Devlet: Ezo Cumhuriyeti

Bugün sadece Birleşik Krallık ve İrlanda‘ya ev sahipliği yapıyor olsa da, İskoçya Krallığı ve Roma İmparatorluğu gibi irili ufaklı pek çok devlet tarih boyunca Britanya adalarında varlığını sürdürmüştü. Japonya takımadasında ise sayısız beylik ve hanlık kurulmuş olsa da bunların hepsi, eski adları sırasıyla Wa ve Yamato olan Japonya’ya ve hanedanlığı değişmeden günümüze kadar ulaşmış imparatorluğa doğrudan bağlıydı. Özetle, Japonya adalarında Japonya dışında başka bir devlet asla olmadı.

Gerçekten öyle mi peki? Teknik olarak hayır. Zira zamanında Hokkaido adasında “Ezo Cumhuriyeti” adını taşıyan kısa ömürlü bir ülke kurulmuştu.

Ezo Cumhuriyeti

Japonya takımadasının en kuzeyinde yer alan Hokkaido, pek çok açıdan Japonya’nın geri kalanından farklıdır. Burayı ziyaret ederseniz farkına varacağınız ilk şey adanın ne kadar büyük ve ferah olduğudur. Japonya’nın en büyük dördüncü şehri olan ve Hokkaido’nun baş şehri kabul edilen Sapporo; Tokyo veya Osaka gibi diğer dar ve sıkışık şehirlere kıyasla, geniş sokakları ve hiç de fena olmayan büyüklükte evleriyle öne çıkar. Bunun sebebi Sapporo’nun Japonya’daki en yeni büyükşehir olmasıdır.

Tarih öncesi çağlardan beri Japonlar tarafından ikamet edilen Honshu, Kyushu ve Shikoku adalarının aksine Hokkaido‘nun resmî olarak Japonya’nın bir parçası hâline gelmesi ancak 1869 yılında gerçekleşmiştir. Bu tarihten önce Japonların bu ada pek bir ilişki içerisinde bulunduğu söylenemez. Tokugawa hükümetinin (shōgunluğun) eski ihtişamlı günlerini geride bıraktığı on dokuzuncu yüzyılda Japonya’da kaos hüküm sürüyordu. 1854 yılında Komodor Matthew C. Perry‘nin Japonya “ziyareti”, yaklaşık 250 yıl boyunca izole bir şekilde yaşayan Japonya’yı dünyaya açmıştı. Bu şekilde Japonlar, batı dünyası tarafından sömürgeleştirilmemek için onları kendi oyunlarında yenmeleri, yani modernleşmeleri gerektiğini fark ettiler. Fakat ülkenin askeri diktatörü konumunda olan shōgun batılılarla iyi bir denge politikası izlemekte güçlük çekiyordu. Bu durum Japonya’nın batısında bulunan Satsuma, Tosa ve Chōshū gibi güçlü samuray klanlarının ittifak kurarak 1868 yılında bir iç savaş başlatmalarına sebebiyet verdi. Ülkeyi iki cepheye bölen Boshin Savaşı, otoriteyi shōgunun elinden alıp imparatora geri vermeyi amaçlayan emperyalist klanlar ve Tokugawa hükümetine sadık shōguncu klanlar arasında gerçekleşti. Emperyalistleri İngiltere ve Amerika; shōguncuları ise Fransa cephane ve danışman gönderme aracılığıyla destekliyordu.

Enomoto Takeaki

Hemen hemen bir yıl kadar süren iç savaş 1868 yılında emperyalistlerin galibiyetiyle noktalanmış olmasına rağmen shōguncuların beyaz bayrak sallama niyetleri yoktu. Tokugawa ordusu generali Enomoto Takeaki, birkaç Fransız danışman ve aşağı yukarı 3,000 askerden oluşan Tokugawa güçlerini toplayarak Japonya etkisinden uzaktaki, Ainu denilen yerlilerden başka kimsenin yaşamadığı ve o zamanlar Ezo adıyla bilinen Hokkaido adasında çekildi. Oradayken, yeni kurulmuş Meiji hükümetine telgraf çekerek, geleneksel Japon kültürünü Hokkaido’da batı etkisi olmaksızın özerk bir şekilde devam ettirmek istediğini bildirdi. Fakat İmparator tarafından “Japonya’nın modern bir ülke olmasının önündeki pürüz” olarak görülen Enomoto’nun bu isteği kesin bir şekilde reddedildi.

Başka çaresi kalmayan Enomoto, takvimler 27 Ocak 1869 tarihini gösterdiğinde yönetim biçimi olarak Amerika Birleşik Devletleri’ni model alan bağımsız Ezo Cumhuriyeti’ni kurdu ve yapılan ilk seçimde cumhurbaşkanı seçildi. Bu seçim aynı zamanda Japonya tarihinde gerçekleştirilmiş ilk demokratik seçimdir. İngiltere ve Fransa tarafından kısmen tanınmış olan bu küçük devlet ekonomik olarak da son derece varlıklıydı. Enomoto ve ordusu Japonya’dan kaçmadan önce Osaka kalesini yağmalayarak 180 bin Ryo (yaklaşık 300 milyon Dolar) değerinde ganimeti yanlarında götürmüşlerdi. Bu para sayesinde Ezo’da Goryōkaku adı verilen bir yıldız kale inşa edilmiş, ordu baştan aşağı yeni silahlarla donatılmıştı. Ordunun başında ise Boshin Savaşı’nda shōgunun askeri danışmanlığı görevinde olan Fransız general Jules Brunet bulunuyordu. Fransa’nın eski imparatoru ve ilk cumhurbaşkanı olan III. Napoleon tarafından Japonya’ya gönderilmiş fakat Tokugawa mağlubiyeti sonrası Fransa’ya geri çağırılmış olmasına rağmen geri dönme emrine itiraz eden Brunet, Fransız ordusundaki görevinden istifa edip Ezo ordusuna katılmıştı.

Jules Brunet

1869 yılının Mart ayında, Japon donanması Ezo’ya karşı misilleme yaptı. ABD’den satın alınmış mitralyözlerle donanmış zırhlı gemilere sahip modern Japon donanması karşısında küçük Ezo donanmasının hiçbir şansı yoktu. Nitekim Nisan ayında 7,000 askerle başkent Hakodate‘ye çıkartma yapan Japon ordusu Goryōkaku kalesini kuşattı. Savaşın kaybedildiğini anlayan Brunet teslim oldu ve sınırdışı edilerek Fransa’ya gönderildi. Bunun üzerine ümidini kaybeten Enomoto da teslim olarak Tokyo’ya götürüldü ve üç yıl hapis cezasının ardından affedilip beraat ettikten sonra yeni parlamentoda bakan yapıldı. Ezo devleti ise Japonya İmparatorluğu tarafından ilhak edilerek ülkeye bağlandı ve Hokkaido adını aldı.

Kast Sisteminin Dışındaki Sınıf: Burakumin

Ömrünü Meiji Dönemi‘ne kadar sürdürebilmiş geleneksel Japon mibun sistemi, tarihteki diğer kast sistemleri ile mukayese edildiğinde alışılmışın dışındadır. Feodal eski Avrupa toplumlarında genellikle yukarıdan aşağı “soylular > rahipler > burjuvalar > köylüler” hâlinde gözlemlenebilen hiyerarşik sıralamanın Japonya’daki yansıması “savaşçılar (samuraylar) > çiftçiler > zanaatkârlar > tüccarlar” şeklindeydi. Tüccarların en alt sınıf olma sebebi, sürekli parayla uğraşmaları ve bunun namussuzca bir iş olduğu düşünülmesiydi. Yine de halkın en “aşağılık” kesimi tüccarlar değildi. Bu dörtlü Japon mibun sistemine dahil bile edilmeyecek kadar hor görülen bir grup daha bulunmaktaydı; burakuminler.

Burakuminler

Burakuminler

Budizm inanışında bütün canlılar önemlidir ve en küçük canlıyı bile ne amaçla olursa olsun öldürmek kesinlikle yasaktır. Benzer bir şekilde Şinto‘da da kan ve cesetlerle uğraşmak uygunsuzdur ve ölmüşlerin ruhlarına saygısızlık olarak kabul edilir. Budizm ve Şinto etkisinde olan Heian Dönemi Japonyasında da bu durum farklı değildi. Yine de birilerinin, günlük hayatta kullanılan eşyaların üretiminde kullanılması için deri tabaklaması ve post yüzmesi gerekiyordu. Savaşta ölen insan ve hayvanların gömülmesi, mezarların rutin bakımlarının yapılması ve savaş alanlarından kesik uzuvların toplanması da savaşlarla dolu Japonya tarihinin gereklerindendi. Aynı dönemde yükselişe geçmiş takagari (şahincilik) faaliyetlerinde kullanılan kuşların yemlerini hazırlamak da bu iki din açısından pis bir işti ve bunlarla uğraşmak isteyen yoktu.

Eta

Eta

Bu durumun bilincinde olan Budist ve Şintoist tapınakları, on altıncı yüzyılın sonlarına doğru kafa kafaya verdiler ve bu işler üzerinde yoğunlaşacak burakumin sosyal sınıfını oluşturdular. O veya bu sebeple toplumdan dışlanmış eta (pisliği bol) denen kimseleri kendileri için kurulmuş buraku veya etamura adı verilen küçük mezralarda toplayarak dışarıdaki insanlarla tüm ilişkilerini kestiler. Ağırlıklı olarak cesetlerin organize edilmesi, kasaplık ve dericilik gibi işlerle uğraştırılan etalar vatandaş sayılmadıkları için vergiden de muaf tutuldular. Halka da bu etaların insan bile olmadığını, onlarla ahbaplık etmemelerini ve alışveriş yapmamalarını tembihlediler.

Alternatif bir teoriye göre ise, buraku köyleri tapınaklar tarafından kurulmamış; normal köylerde yaşayan ve bahsedilen pis işlerle uğraşan insanlar toplumdan dışlandıkları için, eta sınıfı oluşturulduktan sonra vergi muafiyeti sayesinde zenginleşerek araziler satın almış ve buralara köyler kurarak kendi rızalarıyla toplumdan izole olmuşlardır.

Etalar dışında hinin (insan olmayan) denen başka bir burakumin topluluğu daha bulunuyordu. Genellikle eski mahkumlar ve kimsesiz dilencilerden oluşan hininler, ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılıyordu. Etalar gibi toplumdan izole bir şekilde yaşayan hininler, onlardan farklı olarak gündüz vakti normal köylerde muhafızlık ve çöpçülük gibi işlerde çalışabiliyordu. Ayrıca doğumlarından ölümlerine kadar aynı sosyal statüye mahkum olmuş etaların aksine, hininler belirli bir ücret ödemeleri karşılığında bu statüden kurtularak samuray olabilme şansı dahi elde edebiliyorlardı.

Tameshigiri

Tameshigiri

Edo Dönemi‘nin başlaması, mibun sisteminin daha da keskin hatlar kazanmasına sebep oldu. Burakuminler, diğer sınıflardan insanlarla iletişim hâlindeyken göz teması kurmamak ve şapkalarını çıkarmak zorundalardı. Fiziksel temas da kesinlikle yasak olup, gerçekleşebilmesi sadece eta olmayan birisi tarafından bir ritüel ile arındırılmaları koşuluyla mümkündü. Normal bir insanın yedide biri olarak sayılan etaların öldürülmesi de suç teşkil etmiyordu. Bu yüzden samurayların, yeni kılıçları test etme amacıyla eta kesmesi durumu (tameshigiri) sıradışı değildi.

Meiji Dönemi‘nin ikinci yılında, yani 1871 yılında yürürlüğe konulan Senmin Haishirei ve Kaihōrei yasaları, mibun sistemini lağvedip burakuminleri resmî olarak eşit vatandaş konumuna getirmiş olsa da, halk içinde pek çok sorunun doğmasına da yol açtı. Varlıklı burakuminler, bundan sonra vergiye tabi tutulacak olmaktan hoşnut olmadılar. Normal halkı da burakuminlerin aralarına karışacak olması fikri rahatsız etti. Bunun sonucunda çeşitli şehirlerde ayaklanmalar çıktı ve pek çok insan hayatını kaybetti.

Burakuminler kâğıt üzerinde eşit haklara kavuşmuş olsalar da, kendileri ve yerleşim yerleri hâlâ resmî kayıtlarda kyuueta (eski eta), shinheimin (yeni vatandaş) ve tokushu buraku (özel mezra) gibi etiketlerle fişlenmekteydi. Yirminci yüzyılın başlarında, Dōwa (entegrasyon) ve Suiheisha (eşitlikçilik) hareketleri baş göstermeye başladı. Dōwa hareketi, burakuminlerin yaşam standartlarını iyileştirmek ve Japon toplumuna entegre olmalarını kolaylaştırma amacı güderken, Suiheisha hareketi de burakuminlerin fişlenmesinin önüne geçmeye çalışarak, bunu yapan kurum ve kuruluşları ağır bir şekilde eleştiriyordu.

Eski eta köyleri üzerinde kurulmuş buraku mahallelerinde yaşayan insanlar, 1960’lı yıllara gelindiğinde bile yoksulluk, cehalet, suç ve benzeri sıkıntılardan muzdariplerdi. Öyle ki Japonya’nın en büyük Yakuza örgütü olan Kobe tabanlı Yamaguchi-gumi üyelerinin yüzde yetmişinin burakumin olduğu söylenmektedir. 1969 yılında start verilmiş Dōwa Taisaku Jigyō projesiyle bu durumun önüne geçildi. 2002’ye kadar sürmüş bu projeyle, ülke çapındaki buraku mahallelerine sağlık merkezleri, kütüphaneler, okullar, yüzme havuzları gibi yeni tesisler kurularak yaşam standartları kısmen yükseltilmiş oldu.

1280px-The_Headquarters_of_Buraku_Liberation_League

Buraku Kaihō Dōmei

1975 yılının Kasım ayında, buraku hakları savunucusu örgütlerden Buraku Kaihō Dōmei‘nin Osaka şubesi, Tokushu Buraku Chimei Sōkan (buraku yerleşkelerinin tam listesi) isimli bir kitabın varlığını duyarak alarma geçti. Yapılan araştırmalar sonucu, üç yüz otuz sayfalık bu el yazması kitabın kopyalarının, Osaka tabanlı bir firma tarafından pek çok başka şirket ve kişiye gizlice posta havalesiyle satıldığı ortaya çıktı. Tanesi ¥5,000 ilâ ¥50,000 fiyatından alıcı bulan bu kitapta, buraku mahallelerinin ve sakinlerinin isimleri ve adresleri kayıtlıydı. Binlerce insanın ve Toyota, Nissan, Honda, Daihatsu gibi iki yüzden fazla büyük şirketin satın almış olduğu bu kitabın önsözünde “Kimi işe alacakları konusunda kararsız kalan personel müdürlerini ve çocuklarını evlendirecekleri kişiyi tanımak isteyen ebeveynleri düşünerek halk efkanına zıt gittik ve bu kitabı yazmaya karar verdik.” ibaresi bulunuyordu. Kitabın basımı ve satışı yasaklanmış olsa da ikinci elleri hâlâ bulunabilmektedir.

Günümüzde sayıları üç milyonu bulan burakuminlerle alakalı sorunlar, eskiye kıyasla büyük ölçüde azalmış olmakla birlikte, özellikle aşırı muhafazakar kesim içerisinde burakumin olduğu bilinen kişilerle bugün dahi evlenilmeyip, burakumin olduğu anlaşılan kişilere iş verilmemektedir.

Balıkçı Köyünden Otaku Metropolüne: Efsaneleriyle Tokyo Tarihi

Skyscrapers_of_Shinjuku_2009_January

Tokyo

Kırk milyona yaklaşan nüfusu ve bulutlara uzanan gökdelenleri ile Tokyo metropolünün, dünyanın en gözde şehirlerinden birisi olduğu aşikar. Peki siz bu teknoloji başkentinin köklü tarihini ne kadar biliyorsunuz?

Musashi Bölgesi

Tokyo’nun köklerini, yedinci yüzyıla tekabül eden Asuka Dönemi‘ne kadar takip edebilmek mümkündür. Asuka Dönemi’nde imparatorluk tarafından yürürlüğe konulmuş Ritsuryou sisteminin bir parçası olarak Bushū adıyla da bilinen Musashi bölgesinin sınırları çizilmişti. Bakır madenleriyle zengin olan Musashi bölgesi, günümüz Tokyo şehrinin tamamını kapsamasının yanı sıra Saitama’nın büyük bir bölümünü ve Kanagawa’nın küçük bir kısmını da içine almaktaydı. Uçsuz bucaksız Kantō ovasındaki en büyük bölge olan Musashi’nin adı, eski kayıtlarda muzasi olarak geçmekte ve bunun Aynuca olduğu düşünülmektedir. Zira Japoncada bir anlam ifade etmemekle birlikte Aynucada “ot bataklığı” gibi bir anlama gelmektedir.

Modern Tokyo’nun atası olan Edo, Musashi bölgesinde küçük bir balıkçı köyüydü. Yazılı tarihte Edo adının geçtiği en eski yer, Kamakura Dönemi‘nde yazılmış resmî tarih arşivi Azuma Kagami‘dir.

Sonradan adı Kitami şeklinde değiştirilen Edo klanının kurucusu Edo Shigetsugu, Heian Dönemi sonu veya Kamakura Dönemi başında Musashi bölgesinde kendisine küçük bir kale inşa etti ve kalenin etrafına yerleşen insanlar aracılığıyla Edo Köyü ortaya çıktı.

Edo Kalesi

Edo Kalesi

Bu olayı takriben yaklaşık beş yüz yıl boyunca tarihi kayıtlarda pek bahsi geçmeyen Edo’nun Japon tarihinde tekrar ortaya çıkması 1590 yılında oldu. Sengoku Dönemi‘nin en güçlü savaşçısı Toyotomi Hideyoshi, müttefiği ve astı olan Tokugawa Ieyasu‘ya Hōjō klanından aldığı ve Musashi’nin de içerisinde bulunduğu sekiz Kantō bölgesini vadetti. Verdiği bölgeler karşılığında Toyotomi de Tokugawa’nın Mikawa‘da bulunan beş bölgesini aldı. Bu takas sonucunda Tokugawa Ieyasu, Edo’ya taşındı ve Edo Kalesi‘ni inşa etti.

Aynı dönemde son günlerini yaşamakta olan Liefde isimli bir İngiliz ticaret gemisi, Kyūshū‘daki Bungo bölgesine demir attı. On dokuz aydan fazla süredir seyahat hâlinde olan ve mürettebatının yarısından fazlası ya ölmüş ya da hastalıklı olan bu gemide, muhtemelen Japonya’ya ayak basmış ilk İngiliz olan William Adams da bulunmaktaydı. Adams ve arkadaşları karaya çıktıklarında Portekizli Cizvit misyonerler ile karşılaştılar. Geminin bir korsan gemisi olduğunu iddia eden misyonerler, Japon yerel halka mürettebatın infaz edilmesi gerektiğini söylediler. Tokugawa Ieyasu’nun emriyle gemilerine el konuldu ve Osaka Kalesi zindanlarına mahkum edildiler.

Takvimler 1600 yılını gösterdiğinde Tokugawa Ieyasu, müttefiği Toyotomi klanına sırt çevirdikten sonra Hideyoshi’nin oğlu Toyotomi Hideyori‘yi, Sengoku Dönemi’ni bitiren Sekigahara Savaşı‘nda, Liefde gemisinden sökülen top ve gülleler yardımıyla mağlup ederek 1603 yılında yeni shōgun oldu ve Edo şehrini shōgunluğun merkezi yaptı. Bundan dolayı, 1603 ve 1868 yılları arasında sürmüş Tokugawa Dönemi, Edo Dönemi olarak da bilinmektedir.

William Adams

William Adams

Gemiler ve tersaneler konusunda donanımlı olan William Adams, yeni shōgun Tokugawa Ieyasu tarafından affedilerek shōgunun danışmanı pozisyonuna kadar yükseldi ve Edo Kalesi’ne serbest erişim iznine tabi edildi. Tokugawa’nın kapalı ülke politikası yüzünden İngiltere’ye dönüşü yasaklanan Adams, Miura Anjin adını aldı. Kendisine Uraga‘da bir arsa, iki katana ve yüklü miktarda para verilerek Japonya’nın ilk İngiliz asıllı samurayı ilan edildi. Miura Anjin’in Avrupa bilgisiyle yaptığı danışmanlığı ile Edo şehri gerek ekonomik gerek kültürel anlamda kısa bir sürede şahlandı ve Japon rönesansı olarak bilinen bir çağ başladı. Yüz elli bin kişilik nüfusuyla Japonya’nın en kalabalık şehri hâline gelen Edo, artık basit bir balıkçı köyü değildi; dünyanın sayılı büyük şehirlerinden birisi olmuştu.

2 Mart 1657 tarihinde, Edo Kalesi dahil olmak üzere Edo şehrinin yarısından fazlasını yok eden Büyük Meireki Yangını zuhur etti. Üç gün süren ve yüz bin kişinin hayatını kaybettiği bu yangın, şehirde iki yıl boyunca hayatın durmasına sebebiyet verdi. Bir şehir efsanesinde Budist bir rahibin, sahibi olan üç genç kız da sırayla öldüğü için lanetli olduğu söylenen bir kimonoyu yok etmek isterken yanlışlıkla ahşap olan tapınağı yakması ve alevlerin rüzgar yardımıyla yayılması yangının çıkış sebebi olarak geçiyor olsa da, gerçek çıkış sebebi hâlâ gizemini korumaktadır.

Büyük Meireki Yangını

Büyük Meireki Yangını

Yaklaşık yüzde yetmişi kül olmuş Edo şehrinin yeniden inşa edilme planı, shōgunluğa şehri diledikleri bir şekilde yapılandırma fırsatını tanıdı. Shōgunun akrabası ve baş danışmanlarından biri olan Matsudaira Nobutsuna rehberliğinde Edo yepyeni bir surete kavuştu. Sokaklar genişletildi, bina yerleşimleri düzenlendi, yeni ticaret meydanları açıldı. Samuraylara ve köylülere, yanan evlerini yeniden inşa etmeleri için yönetim tarafından ödenek sağlandı. Kalenin etrafındaki alanlar, gelecekteki yangın durumlarında daha çabuk harekete geçebilme amacıyla boş bırakıldı ve pek çok tapınak nehir kenarlarına taşındı.

Büyük Meireki Yangını’ndan sadece çeyrek asır sonra, 25 Ocak 1683 tarihinde Büyük Tenna Yangını ile Edo tekrar alevlere gömüldü. Yaklaşık altı bin kişinin yanarak can verdiği bu felaket, Edolu bir manavın kızı olan Yaoya Oshichi‘nin (Manav Oshichi) tarihe geçmesini sağlayan olay oldu.

Tukiokayositosi

Yaoya Oshichi

Büyük Tenna Yangını sırasında, pek çok binayla birlikte bir manavın da evi yanmıştı. Manav ve ailesi, diğer afetzedeler ile birlikte geçici olarak bölgedeki bir tapınağa yerleştiler. Manavın kızı on beş yaşındaki Oshichi, tapınakta getir götür işleri yapan Ikuta Shōnosuke isimli bir oğlana aşık olmuştu. Bir süre sonra manavın evi tekrar inşa edilip tapınaktan ayrılmak zorunda kalmış olsalar bile, genç kız sırılsıklam aşıktı. Yangından sonra Shōnosuke’yi bir daha görme şansı yakalayamayan Oshichi, olaydan bir yıl sonra onu tekrar görme umuduyla kendi evini yakmak istedi fakat suçüstü yakalandı. Yargılanma sırasında kıza acıyan hakim, on altı yaşında olduğunu bildiği hâlde Oshichi’ye “on beş yaşındasın değil mi?” diye sordu, zira o dönemde on altı yaşından küçüklere idam cezası verilmiyordu ve kundakçılığın suçu ölümdü. Hakimin bu soruyu kendisini aklayabilmek için sorduğunu anlamayan Oshichi, on altı yaşında olduğunu söyledi. Afallamış hakim, bir kez daha aynı soruyu tekrarladı ama imâyı yine anlamayan Oshichi on altı yaşında olduğunu söyleyerek cevap verdi. Sonunda yapabileceği bir şey kalmayan hakim, genç kıza kazıkta yakılma cezası verdi.

Yaoya Oshichi’nin bu talihsiz hikâyesi, Geleneksel Japon kukla tiyatrosu Bunraku‘da sıklıkla işlenen bir konudur. Ayrıca Oshichi’nin doğum yılı olan Bingwu uğursuz kabul edildiği için bu yıllarda Doğu Asya ülkelerinde doğan çocuk sayısında azalma gözlemlenmektedir. (1846, 1906, 1966 gibi.)

1701 yılında, Akō Hanlığı derebeyi Asano Naganori‘ye ve Tsuwano Hanlığı derebeyi Kamei Korechika‘ya, Edo Kalesi’ni ziyaret edecek olan imparatorluk elçileri adına ihtişamlı bir ziyafet vermeleri emredildi. Dönemin shōgunu Tokugawa Tsunayoshi‘nin yüksek rütbeli adamlarından biri olan Kira Yoshihisa ise, Asano ve Kamei’ye shōgunluktaki ziyafet teşrifatını öğretmek ve adabı muaşeret direktifleri vermekle yükümlüydü. Kaba ve mağrur bir karaktere sahip olan Kira, bu iki derebeyine verdiği eğitim süresince onları sık sık aşağılıyor ve hakaretler ediyordu.

800px-Chushingura_Matsu_no_Oroka

Asano’nun Kira’ya Saldırışı

Bu davranışları soğukkanlılıkla karşılayan ve ağırbaşlılığından taviz vermeyen Asano’nun aksine, Kamei’nin gururu oldukça kırılmıştı ve Kira’yı öldürmek üzerine planlar yapmaya başladı. Yine de Kamei’nin kafası çalışan müsteşarları bu planlardan çabuk haberdar oldular ve olası bir trajedinin önüne geçebilmek için Kira’ya yüklü bir rüşvet verdiler. Aldığı rüşvetle yüzü gülen açgözlü Kira, genç derebeyine daha iyi muamele etmeye başlayarak kanı kaynayan Kamei’yi sakinleştirebilmiş olsa da kendisine kuruş vermemiş Asano’ya kötü davranmaya devam ediyordu. Bardağı taşıran son damla, bir gün Kira’nın Asano’ya “görgüsüz taşra odunu” demesi oldu. Sabrını kaybeden Asano, Edo Kalesi’nin ana koridorunda Kira’ya bir hançerle saldırdı. Muhafızların hızlı müdahelesi sayesinde Asano, Kira’yı öldürememiş olsa da onu suratından yaralamayı başarmıştı.

Açılan yara ağır değildi, fakat shōgunun mülkünde bir shōgunluk görevlisine saldırmak çok büyük bir suçtu. Edo Kalesi sınırları içerisinde sadece bir kılıcı kınından çıkarmak bile yasaklanmış iken yüksek rütbeli bir shōgunluk görevlisine hançerle saldırmış Asano’ya, seppuku yaparak kendini öldürmesi emredildi; öldükten sonra da kalan mallarına ve topraklarına el konulacak, ailesi dağıtılacak ve adamları rōnin (lidersiz samuray) edilecekti.

Ōishi Yoshio

Ōishi Yoshio

Olayın haberini alan ve yapılacakları duyan Asano’nun başmüsteşarı Ōishi Yoshio, Akō Hanlığı’nın yönetimini eline alarak Asano’nun ailesini güvenli bir yere gönderdi ve kaleyi shōgunluğa teslim etmeyi reddetti. Asano’nun üç yüzden fazla adamı içerisinden Ōishi önderliğindeki kırk yedi tanesi, sonuçlarının ağır olacağını bile bile ölmüş efendileri adına Kira’dan intikam almaya yemin ettiler. Lâkin Kira çok iyi korunmaktaydı ve onu savunmasız yakalamaları gerekiyordu. Kira’nın şüphesini çekmemek için, rōninler yollarını ayırıp tüccar ve rahip olarak yaşamaya başladılar. Ortalık sakinleşmişti ama Kira yine de korkuyordu, öyle ki Asano’nun eski adamlarının peşine casuslar bile takmıştı.

Ōishi de Kyoto’ya taşınmıştı. İntikam planını unutarak kendini tavernalara ve genelevlere vurmuştu. Günlerden bir gün, Ōishi sarhoş bir şekilde evine dönerken sokağın ortasında yere düştü ve yoldan geçenlerin alay etmelerine aldırmadan oracıkta sızdı kaldı. O sırada oradan geçmekte olan Satsumalı bir adam, bir samurayın bu hâle düşmüş olmasını kendine yediremeyerek öfkelendi ve Ōishi’ye hakaretler savurmaya başladı. Bir samurayın yüzüne dokunmak dahi büyük bir hakaret sayıldığı hâlde onun yüzünü tekmeledi, hatta tükürdü. Birkaç gün sonra, Ōishi yirmi yıllık karısından boşandı ve kadını iki küçük çocuğuyla birlikte baba evine yolladı. Yeminini hatırlamıştı ve intikam alındığı zaman onların başına bir şey gelmesini istemiyordu. Büyük oğlu Ōishi Chikara‘ya ise kalıp savaşma veya annesiyle gitme seçeneklerini sundu, Chikara da babasına katılmayı seçti. O günden sonra Ōishi’nin davranış ve alışkanlıklarında hiçbir değişiklik olmadı; Ichiriki Chaya gibi geyşa evlerini sıklıkla ziyaret ediyor, her gece içiyor ve toplum içerisinde uygunsuz davranışlar gösteriyordu. Fakat bunları, peşindeki Kira’nın casuslarını kandırmak için artık kasıtlı olarak yapıyordu. İşe yaramıştı da, casuslar Kira’ya olan biteni anlattılar ve Kira, Asano’nun adamlarından kendisine bir zarar gelmeyeceğine ikna olarak casuslarını geri çekti.

Utagawa_Kunisada-c1850-Horibe_Yahei-Horibe_Yasubei

İki Rōnin

Bu sırada rōninlerin çoğu tüccar ve işçi kisvesiyle Edo’da yaşıyordu. Geçen zaman içerisinde Kira’nın evini ve çevresini iyi ezberlemişlerdi. Hatta rōninlerden bir tanesi (Okano Kinemon Kanehide), binanın planlarını ele geçirebilmek için evi yapan işçilerden birinin kızıyla evlenmişti. Edo dışındaki rōninler de elde ettikleri silahları gizlice Edo’ya taşıyor ve öğrendikleri her şeyi düzenli olarak Ōishi’ye rapor ediyorlardı.

İki yıl geçtikten sonra Ōishi, Kira’nın artık tamamen savunmasız olduğuna ve rōninlerin hazır olduğuna kanaat getirdi. Kyoto’dan kaçarak Edo’da diğer rōninlerle bir araya geldi ve gizli buluşma mekanlarında toplanarak intikam yeminlerini tazelediler. Saldırı planını da akşam yemeğinde yaptılar. İki gruba ayrılıp saldıracaklardı. Davul ile haberleşip aynı anda hücum edecekler, Kira öldüğü zaman da düdük çalacaklardı. Ōishi rōninlerden kadınları, çocukları ve hizmetkârları bağışlamalarını rica etti, yine de bushido böyle bir zorunluluk gerektirmiyordu. Kira’yı öldürdükten sonra kafasını kesip efendileri Asano’nun mezarına sunacaklar ve teslim olup infazlarını bekleyeceklerdi.

Ağır kar yağışlı 30 Ocak 1703 sabahının erken saatlerinde Ōishi, dört rōnin ile birlikte gizlice bahçeye girerek kapı bekçisini bağladı. Ardından bir rōnin çatıya çıkarak komşu evlerdeki insanlara hırsız değil intikam peşindeki savaşçılar olduklarını ve kendilerine zarar vermeyeceklerini açıkladı. Hâlihazırda Kira’dan nefret etmekte olan komşular mutlu oldular ve rōninleri engelleyecek hiçbir şey yapmadılar. Okçular da yerlerine konuşlandıktan sonra Ōishi davulu çaldı ve rōninler iki grup hâlinde Kira’nın malikanesine oklar ve kılıçlarla saldırdılar. Ōishi tarafından yönetilen ilk grup ön kapıdan; oğlu Chikara tarafından yönetilen ikinci grup arka kapıdan saldırıyordu. Kira’nın on muhafızı, Ōishi’nin grubunun eve girmesini engelleyebiliyordu fakat arka kapıdaki Chikara ve grubu girebilmeyi başarmıştı. Paniğe kapılan Kira, karısı ve hizmetçileriyle birlikte verandadaki dolaba saklandı. Muhafızları püskürten Ōishi ve grubu, içerideki diğer grupla buluştu ve dışarıdaki kışladan Kira’yı kurtarmaya koşan muhafızlarla kıran kırana savaşmaya başladılar. Bir süre sonra yenileceklerini anlayan muhafızlar, yardım çağırmak için kaçmaya çalışsalar da, bu durumu öngörmüş Ōishi’nin çatıya konuşlandırdığı okçular tarafından birer birer avlandılar. Kapışma bir süre daha devam ettikten sonra, son muhafızlar da bastırıldı. Rōninler Kira’nın on altı adamını öldürüp torunu dahil yirmi iki tanesini yaralamışlardı. Fakat Kira sırra kadem basmıştı. Evin altını üstüne getirdiler ama sadece korkmuş kadınlarla çocuklar buldular. Umutsuzluğa kapıldıkları anda, Ōishi Kira’nın yatağını kontrol etti. Hâlâ sıcaktı; Kira fazla uzaklaşmış olamazdı.

800px-HokusaiChushingura

Kira’nın Evine Baskın

Yapılan kapsamlı bir arama sonucunda birkaç rōnin, geniş bir duvar parşömeninin arkasında yer alan ve gizli bir bahçeye açılan bir giriş buldular. Bahçede yakacak depolama amaçlı küçük bir bina vardı. Burada iki silahlı muhafıza rastladılar ama kolayca üstelerinden gelip onları öldürdüler. Binayı aradıklarında da saklanmakta olan bir adam buldular. Bir hançerle rōninlere saldırmaya çalışmış olsa da başarısız oldu kolayca etkisiz hâle getirildi. Adam kim olduğunu söylemeyi reddediyordu ama rōninler onun Kira olduğunu varsayarak düdüğü çaldılar ve diğerlerini çağırdılar. Ōishi geldiğinde, yakaladıkları adamın Kira olduğunu doğruladı; yüzünde hâlâ Asano’nun saldırısından kalma izleri taşıyordu. Hemen sonra Ōishi, Kira’nın önünde diz çöktü ve rütbesine hürmeten saygılı bir şekilde kendilerinin Asano’nun adamları olduğunu, intikam almaya geldiklerini ve onurlu bir samuraya yakışır şekilde ondan seppuku yapmasını istediklerini söyleyerek Asano’nun kendi seppuku yaptığı hançeri ona uzattı. Fakat Kira şoka girmişti; deli gibi titriyor ve hiçbir şey söyleyemiyordu. Durumu gören Ōishi, rōninlere onu sabit tutmalarını emrederek hançerle Kira’nın kafasını gövdesinden ayırdı. Daha sonra attıkları alevli okların sebep olduğu yangını yan evlere sıçramaması için söndürdüler ve Kira’nın kesik başını da yanlarına alarak mekanı terk ettiler. Rōninlerden Terasaka Kichiemon‘a da Akō’ya gidip intikamın tamamlandığını haber vermesi emredildi.

Gün batımına doğru Kira’nın kafasını, efendilerinin Sengaku tapınağındaki mezarına götürdüler. Kira’nın evinden tapınağa kadar olan on kilometrelik yol boyunca, intikam öykülerini herkese anlatan rōninler, halktan büyük destek ve hayranlık topladılar. Tapınağa vardıklarında Terasaka dışındaki kırk altı rōnin, Kira’nın kafasını bir kuyuda yıkayıp temizlediler ve adamın canını alan hançer ile birlikte Asano’nun mezarına yerleştirdiler. Tapınakta dualar edip kalan tüm paralarını rahibe bağışladıktan sonra shōgunluğa teslim oldular.

Rōninler Sengaku'ya Giderken

Rōninler Sengaku’ya Giderken

Bu olay üzerine shōgunluk bir ikileme düştü. Samuraylar bushido‘ya uygun davranmış ve efendilerinin intikamını almışlardı, bununla birlikte shōgunluğa karşı gelip yüksek rütbeli bir yetkiliyi öldürmüşlerdi. Halk da rōninler için af dilenmekteydi. Bunun üzerine shōgun, rōninlerin ölmesine karar verdi ama onları asarak infaz etmek yerine seppuku yaparak ile onurlarını korumalarına izin verdi. 20 Mart 1703 tarihinde kırk altı rōninin hepsi kendisini öldürerek Sengaku tapınağına, efendilerinin yanına gömüldüler. Kırk yedinci rōnin olan Terasaka, bir süre sonra Edo’ya geri döndü ve shōgun tarafından affedildi. Seksen yedi yaşına kadar yaşayan Terasaka, 1747 yılında hayata gözlerini yumdu ve o da efendisi ile kırk altı yoldaşının yanına gömüldü. Ōishi sokakta sarhoş bir şekilde yatarken yüzüne tüküren Satsumalı adam da daha sonra bu mezarlığı ziyaret ederek ondan af dilemiş ve oracıkta seppuku yaparak yanına gömülmüştür. Rōninlerin baskında giydikleri ev yapımı kıyafetler ve kullandıkları silahlar, davul ve düdük ile birlikte günümüzde hâlâ Sengaku tapınağında korunmaktadır.

28 Ekim 1707 tarihinde, Japonya’nın orta kısmında gerçekleşen ve 2011 Tōhoku Depremi‘nden sonra Japon tarihindeki en büyük deprem olan Hōei Depremi, aynı yılın Aralık ayında yaşanan Fuji Dağı‘nın son patlamasını tetikledi. Bu şiddetli patlama sonucu, Edo şehri Fuji’den 100 kilometre uzakta olmasına rağmen sinder ve külle kaplandı.

Tokugawa Yoshimune

Tokugawa Yoshimune

1716 yılında sekizinci shōgun Tokugawa Yoshimune, son hâlini alması yirmi yıl sürmüş Kyoho Reformları‘nı başlattı. Bu reformların amacı, dışarıdan bakıldığında sumo ve kabuki gibi uğraşlarla zevküsefa içindeymiş gibi görünen Edo’daki giderek büyüyen savurganlık ve gerileme dönemini bitirmekti. Reformların bir sonucu olarak Edo’nun şehir yönetiminde reformlar yapıldı, pirinç fiyatları regüle edilerek sabitlendi, lüks malların üretimi yasaklandı, toplumsal harcamalar kesildi, shōgunluk denetiminde tüccar loncaları kuruldu, derebeylerinin bir süre Edo’da bulunmaları gerekliliği gevşetildi, yangına dayanıklı inşa malzemeleri ve metodları teşvik edildi, dövüş sanatları ve şahincilik özendirildi ve batı menşeili kitapların basılma yasağı Hıristiyanlık yayınları haricinde kaldırıldı. 1736 yılında, Kyoho Reformları yüzünden özellikle pirinç fiyatlarında yaşanan deflasyon ile Edo ekonomisi kesatlaştı. Böylece shōgun, aynı yıl bol miktarda para döktürerek durumun önüne geçti ve seksen yıl sürecek bir zenginlik dönemi başladı.

1771 yılında, Doktor Toyo Yamawaki, Japonya’nın ilk bilimsel otopsisini gerçekleştirdi. Edo’nun Kozukappara meydanında idam edilmiş bir suçlu üzerinde gerçekleştirilmiş bu otopsi, Alman Anatomische Tabellen kitabının Flemenkçe çevirisinden faydalanılarak yapıldı. Kitap daha sonra aynı doktor tarafından Japoncaya da çevrildi.

Bir sonraki sene olan 1772 yılı, Tokyo tarihinin en uğursuz yılı olarak da bilinmektedir. Önce Büyük Meiwa Yangını şehrin büyük bir kısmını yok etmiş, daha sonra şiddetli bir tayfun çıkıp Kantō ovasındaki neredeyse bütün tarım arazilerini ekim yapılamaz hâle getirmişti. Hemen ardından başka bir fırtına da Edo’daki dört bin küsür haneyi yıkıp geçti.

Matsudaira Sanenobu

Matsudaira Sadanobu

1787-1793 yılları arasında, on birinci shōgun Tokugawa Ienari‘nin akrabası ve temsilcisi Matsudaira Sadanobu tarafından Kansei Reformları yürürlüğe konuldu. Önceki shōgunlar tarafından getirilmiş pek çok yasa ve yeniliğin tersine çevrilmesini öngören bu reformlar ağırlıklı olarak daha önceden gevşetilmiş kapalı ülke politikasını tekrar sıkılaştırmaya yönelikti. Bununla birlikte yükselişe geçmiş ukiyo-e sanatının da müstechen olduğu gerekçesiyle önü kesilmeye çalışılmış; Kitagawa UtamaroUtagawa Toyokuni ve Katsukawa Shun’ei gibi bazı ünlü ukiyo-e çizerlerine elli gün süren kelepçe cezaları verilmişti.

On sekizinci yüzyılın sonlarına doğru, Edo nüfusu bir milyonun üzerine çıkarak dünyanın en kalabalık şehrini oluşturdu.

1800’lerde yabancılara sağlanan ülkeye giriş imtiyazlarının başlaması, kısa süre içerisinde Edo başta olmak üzere ülke çapında köklü değişikliklere sebep oldu. 1830 yılında Amerikalı Nathaniel Savory, bugün Tokyo’nun Ogasawara adaları olarak da bilinen Bonin adalarından Chichijima adasına demir atmış ve orada yaşayan ilk insan olarak zamanla bir Amerikan kolonisi kurmuştur. 1837 yılında, Çin’in Kanton şehrinde yaşayan Charles W. King adlı bir Amerikalı tüccar, SS Morrison adlı ticaret gemisiyle Edo’nun Uraga Kanalı‘na girdi. Kanalda gemisi batmış üç Japon’u kurtararak Japonya ile bir ticaret ilişkisi başlatma amacıyla Japonya’ya gelen King’in bu planları, shōgunluğun “Hollanda gemileri haricinde tüm yabancı gemilere ateş açılacak” yasası doğrultusunda gemisine saldırıldığı zaman suya düştü. 1846 yılında, Amerika Birleşik Devletleri Donanması Kumandanı James Biddle, ABD hükümeti tarafından verilmiş resmî bir görevle Edo Limanı‘na demir atarak iki ülke arasında bir ticaret antlaşması imzalamak istedi, fakat bu istek geri çevrildi ve Amerika’ya eli boş bir şekilde dönmek zorunda kaldı.

Matthew C. Perry

Matthew C. Perry

1853 yılının 8 Temmuz gününde, ABD Donanma Komodoru Matthew C. Perry, birkaç savaş gemisi ve yeni bir ticaret antlaşması ile birlikte Edo’nun elli kilometre güneyinde yer alan Yokosuka‘ya geldi. Edo yönetimi bu antlaşmaya da sıcak bakmadı ve Perry tekrar geleceğini belirterek ülkeyi terk etti. Bir yıl sonra, komodor sözünü tutarak çok daha büyük bir donanmayla geri döndü ve bu siyah gemilerden gözü korkan shōgun, 31 Mart 1854 yılında Kanagawa Konvansiyonu‘nu imzalamak zorunda kaldı. Bunun sonucunda Shimode ve Hakodate limanları ABD ticaretine açıldı, Amerikalı tayfalara barınma hakları verildi ve Shimoda‘da kalıcı bir ABD elçiliği açıldı. 29 Temmuz 1858 yılında da, ABD elçisi Townsend Harris iki yıl sürmüş ikna çabalarının meyvesini aldı ve ABD ile Japonya arasında Dostluk ve Ticaret Antlaşması imzalandı. ABD vatandaşlarına Japonya’da dilediklerince seyahat edebilme ve Edo’da yaşayabilme hakkı sunulurken Japon vatandaşları ABD üzerinde böyle bir hakka sahip olamadı. Japonya ve batı arasında imzalanmış eşitsiz antlaşmaların ilki olan bu antlaşma, ileride Japonya’nın batıya açılması gerektiğini düşünenler ve buna karşı çıkanlar arasında büyük bir iç savaş çıkmasına sebebiyet verecekti.

Namazu ve Ebisu

Namazu ve Ebisu

11 Kasım 1855 tarihinde, şehri Büyük Ansei Edo Depremi vurdu. Yaklaşık yedi büyüklüğünde olan bu deprem, yaklaşık üç bin yaralı ve yedi bin ölüme yol açtı. Büyük Ansei Yangını‘nın çıkmasına da sebep olarak elli bin hane ve elli tapınak dahil şehrin büyük bölümünü yok eden depremin artçıları yirmi gün boyunca devam etti. Depremden iki gün sonra, ukiyo-e tarzında çizimler basıldı. Namazu-e adı verilen bu çizimler, Japon mitolojisindeki Namazu isimli yeraltında yaşayan dev kedibalığını tasvir ediyordu. Efsaneye göre, normalde tanrı Kashima tarafından büyük bir kaya yardımıyla kontrol altında tutulan Namazu, Kashima’nın meşgul olduğu ve görevini geçici olarak Ebisu‘ya devrettiği bir anda, Ebisu’nun dalgınlığından yararlanıp Edo depremine sebep olmuştur. Çizimlerde, halkın Kashima’ya olan öfkesi ve onun yerine Amaterasu‘nun getirilmesi konularına rastlanıyordu.

1858 yılında, Japonya’nın ilk üniversitesi olan Keio Üniversitesi Edo’da açıldı. Japonya’nın Voltaire‘i olarak bilinen Fukuzawa Yukichi tarafından açılmış ve Hollanda eğitimi odaklı olan üniversite, 1863 yılında İngiliz eğitimine ağırlık vermeye başladı.

Ii Naosuke

Ii Naosuke

24 Mart 1860’da, shōgunun baş danışmanı Ii Naosuke, Mito bölgesinde yaşayan yabancı karşıtı on yedi genç isyancı samuray tarafından Edo Kalesi’nin Sakuradamon kapısı önünde suikaste kurban gitti. ABD ile yapılmış Dostluk ve Ticaret Antlaşması üzerindeki en etkili Japon politikacı olan Ii, Japonya’nın batıya açılmasını sıkı bir şekilde destekliyordu ve karşı çıkan herkesi Ansei yasası kapsamında hükümetten attırmıştı. Ii Naosuke’nin suikaste uğraması, ülke çapında imparator yanlısı anti-shōgun hareketlerinin önünü açtı. İronik olarak Mito bölgesi, Owari ve Kishū bölgeleriyle birlikte, shōgun olabilme hakkına sahip Tokugawa ailesi üyelerinin yaşadığı ve dolayısıyla shōguna en sadık olan üç bölgeden biriydi.

1866 yılında, Chōshū‘da gerçekleştirilen küçük çaplı bir darbe sonrası shōgun karşıtlarının yönetimi ele geçirmesiyle, shōgun, Chōshū’daki bu isyanı bastıracak bir sefer düzenleyeceğini duyurdu. Bunun üzerine imparatorluğa sadık SatsumaChōshū ve Tosa hanlıkları shōgunluğa direnme amacıyla bir araya geldiler. Shōgunluğu yıkmak için mevcut monark İmparator Kōmei‘in de desteklediği sonnō jōi (imparatoru yücelt, barbarları kov) düşüncesi altında birleşen samuraylar, shōgunun imparatorluğun gücünü gasp etmesine karşı çeşitli eylemlerde bulunmaya başladılar ve Chōshū seferini de kolaylıkla püskürttüler.

Son Shōgun Tokugawa Yoshinobu

Tokugawa Yoshinobu

İmparator Kōmei’nin ardından shōgun Tokugawa Iemochi de öldüğünde, yerine Tokugawa Yoshinobu on beşinci shōgun olarak geçti. Shōgunluk döneminin tamamını Kyoto’da geçirmiş ve ölene dek Edo’ya ayak dahi basmamış tek shōgun olan Yoshinobu, shōgun pozisyonuna yükseldikten sonra, otoritesini kaybetmeye başlamış olan shōgunluğu sağlamlaştırmak için köklü değişiklikler yaptı. Özellikle İkinci Fransa İmparatorluğu‘nun desteği ve Léonce Verny‘nin gözetimi altında Yokosuka cephaneliği kurularak shōgunluk orduları modernize edildi. Aynı zamanda Ruslar, İngilizler ve Amerikalılardan da askerî destek alan Tokugawa shōgunluğu, kaybetmiş olduğu prestiji kısa sürede tekrar kazandı.

1867’nin Kasım ayında, barışçıl Tosa’ya kıyasla daha radikal olan Satsuma ve Chōshū hanlıkları Satchō İttifakı‘nı kurdular. Yeni hükümdar İmparator Meiji‘nin imzası taşıyan sahte bir emir çıkartarak, Tokugawa Ieyasu’nun reenkarnasyonu olarak görülmeye başlanacak kadar güçlenen Yoshinobu’nun öldürülmesini meşrulaştırmaya kalkmış olsalar da, hemen öncesinde Tosa Hanlığı derebeyi Yamanouchi Toyonori shōguna bir mektup yazdı ve pozisyonundan feragat etmesini, bunun yerine imparatorluğa bağlı çeşitli hanlıklardan oluşturulacak yeni bir ordunun başına geçmesini önerdi. Bu mektuba olumlu cevap veren Tokugawa Yoshinobu, gerçekten de on gün sonra shōgunluğu lağvetti ve mutlak otoriteyi bütünüyle imparatora geri vererek Kyoto’dan Osaka’ya taşındı. Böylece 1192 yılında Minamoto no Yoritomo ile başlamış shōgunlar dönemi altı yüz yetmiş beş yılın ardından son buldu.

Satchō İttifakı

Satchō İttifakı

Halbuki Satchō İttifakı, Yoshinobu’nun yönettiği bir ordu fikrine sıcak bakmıyordu. Yeniden sahte bir emir hazırlayarak Yoshinobu’ya karşı Boshin Savaşı‘nı açtılar ve büyük bir orduyla Kyoto’ya hareket ettiler. İmparatorluk yönetimi ile yapılan bir toplantı sonucunda, suç unsuru teşkil edecek herhangi bir şey yapmış olmamasına rağmen Yoshinobu’nun tüm yetkileri feshedildi ve topraklarına el konuldu. Bu karara karşı çıkan Yoshinobu, bir itiraz mektubu yazarak Aizu ve Kuwana gibi shōgun yanlısı hanlıklardan oluşturduğu bir orduyla Kyoto’ya geldi. Şehre girmesine izin verilmeyerek Kyoto’nun girişinde Satchō ordusunun saldırısına uğrayan Yoshinobu, sayıca daha fazla askere sahip olmasına rağmen savaşın ortasında ordusunu terk etti ve Edo’ya kaçtı. Gönüllü olarak ev hapsine girerek imparatorluğa boyun eğdiğini belirtti. Tokugawa ailesinin akrabalarından olan Tayasu Kamenosuke evlat edinilip, Yoshinobu yerine Tokugawa ailesinin başına getirildiğinde ise bir barış antlaşması imzalandı ve 11 Nisan günü Edo Kalesi tamamen imparatorluk ordusuna teslim edildi. Yoshinobu da yanına adı artık Tokugawa Iesato olan Tayasu Kamenosuke’yi alarak, yüzyıllar önce Tokugawa Ieyasu’nun da inzivaya çekilmiş olduğu Shizuoka‘ya taşındı. Iesato, Shizuoka Hanlığı derebeyi oldu ama birkaç yıl sonra hanlık sistemi kaldırıldığı için bu ünvanını kaybetti.

http-%2F%2F3.bp.blogspot.com%2F-mbsGMwUQMRo%2FVSVEmm-ZEXI%2FAAAAAAAAhbw%2Fr1v30mV0vL8%2Fs1600%2FMeiji_cl_md

İmparator Meiji

Hayatında ilk defa 1868 yılında Edo’yu ziyaret eden on altı yaşındaki İmparator Meiji burayı o kadar beğendi ki Edo Kalesi’ni yeni imparatorluk sarayı hâline getirdi ve Edo şehri Tokyo (doğu başkenti) adını alarak Japonya’nın yeni başkenti ilan edildi. Eski başkent Kyoto’nun adı da Saikyō (batı başkenti) yapılmış olsa da bu isim uzun ömürlü olmadı ve şehrin adı bir süre sonra tekrar Kyoto oldu.

Tokyo’nun başkent olmasından bir yıl sonra, 1869 yılının Haziran ayında, Boshin Savaşı’nda ölenlerin onurlandırılması için Yasukuni Tapınağı inşa edildi. Kuruluşunda Tōkyō Shōkonsha (Tokyo ölülere dua mabedi) adını taşıyan tapınağın ismi, 1879 yılında Şintoizmi ulusal din olarak teşvik etme çalışmaları kapsamında bugünkü hâlini aldı.

İmparator Meiji’nin 1867’den 1912’ye kadar süren saltanatı boyunca Meiji Restorasyonları olarak bilinen köklü reformlar ve yenilikler yapıldı, bunların getirileri de başkent olan Tokyo’ya doğrudan yansıdı:

  • 1869’da Japonya’nın ilk telekom ağı Tokyo ve Yokohama arasında açıldı.
  • 1871’de hanlık sistemi kaldırılarak Tokyo prefektörlüğü kuruldu.
  • 1872’de Japonya’nın ilk buharlı treni Tokyo’da Shinbashi-Sakuragicho seferini yaptı.
  • 1874’de Tokyo Polis Departmanı kuruldu.
  • 1881’de Japonya’nın ilk özel demiryolu şirketi Nippon Tetsudō kuruldu.
  • 1882’de Japonya’nın ilk zoolojik hayvanat bahçesi Ueno‘da açıldı.
  • 1890’da Meiji Anayasası yazıldı ve kabine sistemine geçildi.
  • 1898’de Matsuda Hideo, Tokyo’nun ilk belediye başkanı seçildi.
  • 1903’de Tokyo’da ilk tramvay sistemi kuruldu.

5 Eylül 1905 tarihinde, Japonya’nın zaferiyle sonuçlanan Rus-Japon Savaşı sonunda imzalanan Portsmouth Antlaşması, Japonya’ya pek çok ekonomik avantaj sağlamaktaydı, ama Japonya’nın Mançurya üzerindeki yayılmacı politikası yüzünden tüm antlaşma geliri savaş masrafı olarak harcanıyordu. Rahatsız olan başkent halkı, durumu protesto etmek için Tokyo’nun Hibiya Parkı‘nda toplanmak istediler. Tokyo polisi de parkın kapılarına kilit vurdu ve toplanmış otuz binden fazla kişiyi içeri almayı reddetti. Öfkeli kalabalık buna cevaben iki gün boyunca Tokyo sokaklarında terör estirdi. Başbakanın konutu dahil olmak üzere üç yüz elliden fazla binaya hasar verilen bu olay, başbakan Katsura Tarō‘nun 1906 yılındaki istifasıyla sonlandı.

1918 yılında Toyama prefektörlüğünde küçük bir balıkçı kasabası olan Uozu‘da başlamış Pirinç İsyanları 12 Ağustos tarihinde Tokyo’ya sıçradı. Birinci Dünya Savaşı sonrası enflasyon patlamasıyla fırlayan pirinç fiyatları, Japonya’da hem köy hem kent halkı açısından çok büyük zorluklar doğurmuştu. Üreticiler kâr getirecek oranda satış yapamıyor, tüketiciler pirinç alacak para bulamıyordu. Japon tarihinde eşi benzeri görülmemiş büyüklükte ve şiddette olan Pirinç İsyanları, yirmi beş bin kişinin tutuklanması ve başbakan Terauchi Masatake hükümetinin istifasıyla sonuçlandı.

1923 yılının Eylül ayında, 8.4 şiddetindeki Büyük Kanto Depremi, Tokyo’yu dört dakika boyunca salladı. Yüz binden fazla kişinin öldüğü deprem, öğle yemeği saatinde gerçekleştirdiği için, açık kalmış ocaklar ve fırınlardan yayılan alevler, şehirde pek çok yangının çıkmasına sebebiyet verdi. Üstüne üstlük o sırada aktif olan tayfun, yangınların alevlerini körükledi ve otuz binden fazla kişi de çıkan yangınlara kurban gitti. Halk arasında yayılan, Korelilerin deprem ve yangının yarattığı karmaşayı fırsat bilerek dükkanları yağmaladığı, hatta su kaynaklarını zehirlediği dedikoduları iki yüz otuz Korelinin öldürülmesine neden oldu. Korelilere yönelik saldırıları Japon ordusu bastırdı.

Büyük Kanto Depremi sonrası Tokyo

Büyük Kanto Depremi Sonrası Tokyo

 

1925 yılının Mart ayında, Tōkyō Hōsō Kyoku ilk radyo yayınını yaptı.

1927’de Japonya’nın ilk metro ağı olan Ginza Ağı, Asakusa ve Ueno arasında açıldı.

1930 yılında, İmparator Hirohito, deprem sonrasında Tokyo’nun yeniden inşa edilmesinin tamamlandığını açıkladı.

9 Ocak 1932 tarihinde, Koreli nasyonalist Lee Bong-chang, İmparator Hirohito’ya suikast girişiminde bulundu. İmparatorun saraydan çıktığı bir sırada el bombası atılarak gerçekleştirilmeye çalışılan suikast girişimi başarısızlıkla sonuçlansa da, Çin’e Japonya’nın Kore kolonisi politikalarını eleştirme olanağı doğdu.

Niu Yoshitada

Niu Yoshitada ve İsyancılar

26 Şubat 1936’da, Üsteğmen Niu Yoshitada emrindeki yaklaşık bin dört yüz asker ayaklanıp meclis binası, merkez karakolu ve ordu karagâhı gibi kilit noktaların kontrolünü ele geçirerek darbe girişiminde bulundu. Başbakan Okada Keisuke, isyancılar kayınbiraderini kendisi sanarak yanlışlıkla öldürdükleri için hayatını kurtarabildi. Olaya fazlasıyla sinirlenen İmparator Hirohito, darbecilere karşı saldırı emrini bizzat verdi.

1945 yılında, İkinci Dünya Savaşı dolayısıyla Japon şehirlerinin ABD tarafından bombalanmasından Tokyo da nasibini aldı. B-29 savaş uçakları imparatorluk sarayının doğusu başta olmak üzere Tokyo’nun büyük bir kısmını topa tutarak yok ettiler. Yüz binin üzerinde insan hayatını kaybetti, çok daha fazlası da yaralandı ve/veya evsiz kaldı. Tarihin en şiddetli hava saldırısının sebep olduğu bu kayıplarda özellikle 9 ve 10 Mart tarihlerinde atılmış napalm bombaları etkili oldu.

23 Aralık 1948 tarihinde, savaş dönemi başbakanı Tōjō Hideki başta olmak üzere Mukden Olayı mühendisi Doihara Kenji, eski Mançurya komutanı General Kimura HeitarōNanking Katliamı sorumlusu General Matsui Iwane, eski Filipinler karargâh şefi Mutō Akira, eski başbakan Kōki Hirota ve eski Savaş Bakanı Itagaki Seishirō, Ikebukuro‘da bulunan Sugamo Hapishanesi‘nde savaş suçlarından yargılanıp idam cezasına çarptırıldılar.

Tamamlanmamış Tokyo Tower

Tamamlanmamış Tokyo Tower

1953’de ulusal devlet kanalı NHK, ilk televizyon yayınını yaptı.

1958’de Tokyo Tower tamamlandı.

1964’de ilk Tōkaidō Shinkansen hattı tamamlandı ve Tokyo-Osaka arası 6 saat 40 dakikaya indi.

1968’de İkinci Dünya Savaşı işgalinden sonra ABD’ye ait olan Ogasawara adaları Japonya’ya geri verildi ve Tokyo’ya bağlandı.

1978’de, günümüzde Narita Uluslararası Havaalanı olarak bilinen New Tokyo Uluslararası Havaalanı, Tokyo’ya komşu Chiba prefektörlüğünde açıldı.

1984’de Narita Uluslararası Havaalanı’nı protesto etmek isteyen bir grup, iktidar partisi Liberal Demokratik Parti merkezine alev makineleri ile saldırdı.

1986’da Tokyo arsa fiyatları hızla yükselmeye başladı.

1988’de Tokyo Dome stadyumu açıldı.

1990’da balon ekonomisinin patlamasıyla Tokyo arsa fiyatlarında aşırı düşüş yaşandı.

1993’de Rainbow Bridge tamamlandı.

1995’de Aum Shinrikyo tarikatına bağlı bir grup terörist, Tokyo metrosunda Sarin gazı saldırısında bulundu. On iki kişi ölürken yüzlerce insan zehirlendi.

2000’de Oedo metro hattı açıldı.

2008’de Tokyo, 2016 Olimpiyat Oyunları‘nın düzenleneceği şehir olabilmek için Chicago, Rio De Janerio ve Madrid ile birlikte adayı seçildi. Kazanan Rio oldu.

2013’de Tokyo, 2020 Olimpiyat Oyunları‘nın düzenleneceği şehir seçildi.

Heian Dönemi – I

794-1192 yılları arasında sürmüş olan Heian dönemi (平安時代), Japon tarihindeki klasik dönemlerin sonuncusudur. Dönem, adını “barış ve huzur” anlamına da gelen Kyoto’nun eski adı Heian kelimesinden almaktadır. Heian dönemi, 794 yılında ellinci imparator Kammu tarafından başkentin Heiankyou’ya taşınmasıyla başlamıştır. Dönem, Japon kültüründe nesiller boyunca özenilmiş ve takdir edilmiş yüksek bir kültüre sahip olmasıyla meşhurdur. Samuray sınıfının da yükselişe geçip güç kazandığı ve zamanla feodaliteyi başlattığı dönem Heian dönemidir.

Heian Dönemi

Heian Dönemi

İmparator Kammu

İmparator Kammu

Nara döneminde, özellikle İmparatoriçe Shoutoku’nun saltanatı sırasında son derece güçlenmiş olan Budist rahip Doukyou ve çevresi, imparatorluğun otoritesini tehdit ediyordu. Budistler dışında da politik sorunlar baş göstermekteydi. Fujiwara no Umakai’ın oğlu Fujiwara no Momokawa, İmparatoriçe Shoutoku’nun ölümünden sonra Doukyou’yu sürgün etmiş ve yaşlı İmparator Kounin’i tahta çıkarmıştı. Ayrıca İmparator Koumu’nun büyük oğlu Veliaht Prens Osabe’yi, İmparator Shoumu’nun kızı ve Osabe’nin annesi olan Prenses Inoe ile birlikte öldürterek küçük oğul Prens Yamabe’nin İmparator Kammu olarak başa geçmesini de Momokawa sağlamıştı. Yönetimde Yamabe’nin İmparator Kammu olmasına karşı çıkanlar vardı, çünkü Kore kökenli olan (hatta Baekje kralı Muryeong ile akrabalığı olan) annesi Yamato no Niigasa, abisi Osabe’nin annesi Prenses Inoe’den daha düşük rütbeliydi. Halefiyette önemli bir değişim, İmparator Tenji’nin torunlarından olan Kounin’in tahta geçip Temmu soyunun devamlılığını bozması suretiyle zaten yaşanmıştı. Temmu’nun soyu Nara civarındaki Yamato bölgesinde gücü elinde tutarken, Tenji’nin soyu Yamashiro’nun kuzeyinde baskındı. Bütün bu sebepleri göz önünde bulunduran İmparator Kammu, öldürülmüş Inoe ve Osabe’nin de ruhlarının lanetinden korkmasının da etkisiyle başkenti değiştirmeye karar vererek, 784 yılında başkenti Nagaokakyou’ya taşıdı. Nagaokakyou’da başlayan saray inşasını yönetmek ve denetlemek üzere Momokawa’nın yeğeni Fujiwara no Tanetsugu görevlendirildi ve başkentin inşası henüz bitmemiş olsa da yeni saray beş ay içerisinde tamamlandı.

Prens Sawara

Prens Sawara

Tanetsugu, Kammu’nun güvenine sahip olsa da, yönetim içerisinde düşmanları bulunuyordu. Bunlardan biri, Kammu’nun erkek kardeşi Veliaht Prens Sawara’ydı. Sawara’nın bir sonraki imparator olması gerekirken, Tanetsugu’nun desteklediği isim Kammu’nun en büyük oğlu Prens Ate’ydi. O dönemde imparatorun oğulları ve kardeşleri arasında taht kavgaları çıkması normal karşılanırken, Temmu zamanında yürürlüğe konan çeşitli yasalardan dolayı babadan oğla geçen direkt bir halefiyet hoş görülmüyordu. Bir gece Tanetsugu, atıyla Nagaoka sokaklarında dolaşırken pusuya düşürüldü ve gizemli bir şekilde öldürüldü. Haberi aldığı gibi mekana koşan Kammu, aralarında Prens Sawara ve Ootomo klanının üyeleri de bulunan şüphelileri tutuklattırdı. Sawara, Awaji adasına sürgün edildi ve birkaç hafta sonra kendini aç bırakarak intihar etti. Veliaht olarak yerine, daha sonra İmparator Heizei olarak anılacak Prens Ate getirildi.

Bu talihsiz olaya rağmen, Nagaokakyou’nun inşaatının devam etmekteydi, fakat 794 yılında şehrin tamamlanmasına yakın bir zamanda İmparator Kammu, kardeşi Sawara’nın ruhu tarafından lanetlenmekten korkarak tüm finansal zorluklara rağmen başkenti Heiankyou’ya taşımaya karar verdi. Buraya da Heijoukyou gibi Çin mimarisinden esintiler hakimdi. Eski başkentten yaklaşık on kilometrekare daha genişti ve birbirine paralel dizilmiş kare kare sokaklara sahipti. Şehir yüzyıllar içerisinde büyük değişimler yaşamış olsa da, bugün dahi Kyoto’ya giden ziyaretçiler, diğer Japon şehirlerine göre daha kolay yol bulabilmektedirler.

Heian dönemindeki politik, sosyal ve ekonomik kurulların hepsi, T’ang hanedanlığının cezai ve yönetimsel yasaları temel alınarak oluşturulmuş ritsuryou sistemi tarafından şekillenmişti. Çin’in sistematik kurul sistemlerini Japonya’ya adapte etme süreci, Yamato yönetimini oluşturan uji adındaki güçlü ailesel grupları baştan şekillendirme amacı taşıyan Shoutoku Taishi’nin zamanından beri süregelmekteydi. Shoutoku’nun bu çabası meyve vermemiş olsa da, Japon devletini Çin rayına oturtma yolundaki reformların önünü açan önemli bir adım olmuştu. Bu reformlar çoğunlukla, Çin’in güç ve otorite anlayışını halkın geri kalanı üzerinde bir hegemonya oluşturma amacıyla kullanan yönetici sınıf tarafından gerçekleştirildi.

Ritsuryou

Ritsuryou

645 yılından, 710 yılındaki Heijoukyou başkentinin kuruluşuna kadar olan süreç, Çin modelli merkezileşme güçleri ile merkezileşmeye karşı olan bağımsız ujiler arasındaki çekişmelerle doluydu. Nara döneminin başlarında, özellikle İmparator Temmu’nun emekleriyle, bu süreç imparatorluğun lehine tamamlanmıştı; imparatorun muazzam kudretini gözler önüne seren bir imparatorluk sarayı yapılmış ve ritsuryou denen detaylı yönetim yasaları yürürlüğe konulmuştu. Bu yasalar yüz yıl kadar tutarlı bir şekilde uygulanamamış olsa da, Japonya’nın politik ve ekonomik ideallerinin öncüsü olmuştu. Heian döneminde, ritsuryou yasalarında bazı değişiklikler yapıldı. Nara döneminde Japonya’ya girmiş olan Çin öğretileri, Heian döneminde de devam ettiler. Fakat sekizinci yüzyılın sonları ile dokuzuncu yüzyılın başlarında, yönetimsel ve toplumsal alanlarda orijinal Japon sistemleri ortaya çıkmaya başladı.

Emishiler

Çin modellerinden uzaklaşılma sebeplerinden biri, Japonya’daki değişen şartlardı. Özellikle İmparator Kammu aktif bir hükümdardı. Getirdiği yenilikler arasında, Kuroudo-dokoro (arşivciler dairesi) ve Kebishii-chou (imparatorluk polisi) gibi memurluklar bulunuyordu. Bu memurluklar, Çin’den gelme yasalarda yer almıyordu. Ayrıca Kammu, ordunun yapısını değiştirmişti. Önceden, Japon hükümdarlar, merkezi hükümeti güçlendirmek için zorunlu askerlik ile oluşturulmuş bir ordu kurmuşlardı. Ağırlıklı olarak köylü piyadelerden oluşan bu ordu, iç isyanları ve dış işgalleri bastırmak için tasarlanmıştı. Fakat sekizinci yüzyıla doğru, köylü piyadeler kullanışsızlaşıyordu. Japonya, artık dış işgal tehlikesi altında değildi. Bunun yerine, kuzeye doğru genişlemeye çalışıyordu. Emishi denen yerli kabileler, Japonların ilerlemesine gerilla taktikleri ile karşı koyuyordu. Bu yüzden Japonlar, hızlı ilerleyebilen atlı askerlerin bu seferlerde daha etkili olabileceğini düşündüler fakat at binme tecrübesi olmayan köylüler, iyi süvariler değillerdi. Bunun bir sonucu olarak, 792 yılında İmparator Kammu zorunlu askerliğe son vererek, yerel güçlerden kendisine at ve deneyimli asker sağlamasını istedi. Bu olay, samuray sınıfının yükselişinde önemli bir adımdı.

Bir başka uzaklaşılma sebebi de, T’ang hanedanlığının otoritesinin zayıflamasıydı. Sekizinci yüzyılın ortalarında gerçekleşmiş iç isyanlar sonrasında, T’ang bir daha toparlanamayacağı bir çöküş dönemine girdi. Japonlar, Çin ziyaretlerinden eskisi kadar etkilenmiyorlardı. Hatta çatışmaların bitmek bilmediği bu ülkeye gitmekten korkmaya dahi başlamışlardı. 894 yılında, Japonya T’ang ile diplomatik misyonları sonlandırdı; Budist alimleri ve tüccarlar Çin’e gidip gelmeye devam ediyor olsa da, resmî hükümet gezileri ve diplomasi çalışmaları 500 yıl süreyle son buldu.

Tunguz Korsanların İşgali

Jurchen İşgali

Japonya, T’ang ile ilişkilerini askıya almış olsa da dışarıya kapanmış değildi. Silla ve Wuyue gibi krallıklar, Japonya’ya diplomatlar yollamıştı ve Balhae krallığı düzenli olarak hediyeler gönderiyordu. Yönetim, Kyushu’da bulunan Dazaifu şehrinde yabancı ziyaretçiler için bir karşılama merkezi kurmuştu. Çin’den gelme ilaçlar, parfümler, kitaplar ve sanat eserleri, soylu kesim tarafından büyük ilgi görüyor ve düzenli bir şekilde ihraç ediliyordu. Bununla birlikte, bütün ilişkiler barışçıl değildi; korsan saldırıları ve 1019’daki Jurchen korsanların işgali gibi bazı olaylarda, haberlerin Heiankyou’ya ulaşması haftalar aldığı için, Dazaifu memurları kendi kararlarını kendileri vermek zorundaydı. Bu yönüyle Dazaifu, Heian döneminde güneybatı Japonya’nın bir anlamda başkenti gibi olmuştu.

Kammu’dan sonra gelenler, onun kadar etkili ve yetenekli yöneticiler olamamıştı. Dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru, yönetimdeki en güçlü figür Fujiwara ailesiydi. Fujiwara, Heian döneminde de direkt imparatorluk ailesi haline gelmeden, imparatorları evlilikler sayesinde kontrolü altında tutmaktaydı. Bu dönemde geleneksel olarak evli çiftler genellikle kadının ailesiyle, bazen de ayrı ayrı yaşarlardı. Bazı durumlarda da kadının ailesi tarafından inşa edilmiş yeni bir evde yaşarlardı fakat adamın ailesiyle yaşanması hemen hemen hiç görülmeyen bir durumdu. Bunun bir getirisi olarak, çocukları anne tarafı yetiştirdiği için, özellikle dedenin çocuk üzerinde etkisi büyük olurdu. Fujiwara, bu sistemden istifade ederek imparatorluk ailesi üzerinde güç sahibi oldu. Siyasal bağlantılarını kullanarak, Fujiwara kızlarını imparatorlarla evlendirdiler. İmparator veliahtları doğduğunda ise onları dedeleri yetiştiriyordu. Bu nedenle, Fujiwara klanında kız çocukları erkek çocuklarından daha değerliydi.

Fujiwara no Michinaga

Fujiwara no Michinaga

Dokuzuncu yüzyılın ortalarından başlayarak, Fujiwara ailesinin pek çok üyesi, yönetimde imparator vekili gibi yüksek bir konuma gelebilmeyi başarmışlardı. Bunların en ünlü ve başarılı olanı Fujiwara no Michinaga, dört imparatorun kayınbabası ve üç imparatorun dedesiydi. Michinaga, valilerin atanmasından imparatorların emekliliğine kadar pek çok konuda söz sahibi olan usta bir siyasetçiydi. İmparatorun vekili doğal olarak ülkeyi tek başına yönetmiyordu. Heian aristokratları, rütbelerine göre belirlenmiş hiyerarşik bir düzen içerisinde yaşıyorlardı. En yüksek rütbe imparatora aitti. İmparatorun danışmanlığını yapanlar ve bakanlar ikinci ve üçüncü sıradaydılar. Yaşça daha genç soylular ve yerel valilerin bazıları dört ve beşinci sırayı oluşturuyordu. Düşük rütbeler genellikle uzman bürokratlara, memurlara ve yetenekli teknikerlere verilirdi. Rütbe sahibi olmak, kişiye yönetimde bir pozisyon sahibi olma konusunda avantaj sağlıyordu. Fakat bir pozisyona talip olan rütbeli adaylar birden fazla olduğu için, rüşvet ve siyasi bağlantılar ile pozisyona sahip olmak sık görülürdü. Heian döneminin öne çıkmış yazarlarından Sei Shounagon’un kaleme aldığı Makura no Soushi kitabında bu pozisyon kavgası iğneleyici bir şekilde anlatılmaktadır. Kadınlar da rütbe sahibi olabilmekle birlikte, bakan ve vali gibi pozisyonlara gelemiyorlardı. Yine de bu pozisyonlar hakkında verilen kararlarda söz sahibi olmuş güçlü kadın figürleri vardı. Fujiwara no Michinaga da başarısının çoğunu imparatorluk ailesiyle evlilik bağı bulunan ablası Senshi’ye borçluydu. Yine de Fujiwara’nın gücü ilelebet payidar kalamadı. On birinci yüzyılın ikinci yarısında, Fujiwara torunlarının eksikliği, imparatorluk ailesinin tekrar güç kazanmasına sebep oldu.

Ülke 68 bölgeden oluşuyordu ve hepsinin başında halktan vergi toplayıp başkente ödeme görevine sahip bir vali bulunuyordu. Valiler, başkentteki soylular kadar olmasa da, bağlı oldukları bölgelerde önemli insanlardı. Heian döneminin başında valiler özenle seçilerek atanırdı ve aldıkları vergilerin büyük bir bölümünü başkente vermeleri karşılığında, atandıkları bölgeleri diledikleri gibi yönetme hakkına sahiplerdi. Suistimal edilmeye müsait olan bu sistem, valilerin açgözlülüğüne sebep olmuş, hatta köylülerin imparatorun huzuruna çıkıp valinin değişmesini talep ettiği birkaç vaka yaşanmıştır.

Nara Dönemi

Nara dönemi, 710 yılında başlayıp 784 yılında son bulmuş ve başkentin İmparatoriçe Genmei tarafından Heijoukyou’ya (bugünkü Nara) taşındığı Japon dönemidir. Heijoukyou, Nara döneminde 740 ve 745 arasındaki beş yıllık süre dışında Japon medeniyetinin başkenti olarak kalmıştır.

suzakumon-l

Nara Dönemi

Nara döneminde, Konfüçyanist idealleri Japon yönetim sistemine dahil eden Çin kökenli değişiklikler yerine oturmaya başlamıştır. 701 yılında İmparator Mommu’nun önderliğinde yazılmış Taihou yasalarından önce, başkent, her imparator öldükten sonra değişmekteydi çünkü imparatorun öldüğü yerin “kirlendiği” düşünülüyordu. Yapılan reformlar ve yönetimdeki bürokratikleşmeler sonucunda, 710 yılında, altyapısında T’ang hanedanlığının başkenti Chang’an esintileri bulunan ve döneme adını veren Heijoukyou şehri kalıcı olarak başkent yapıldı. Heijoukyou, detaylı bir şekilde planlanmış bir şehirdi, sokaklar kare şeklinde ayrılmıştı ve Japonya’nın gerçek anlamda ilk merkezi şehriydi. 200,000 civarındaki nüfusu, bütün ülkenin %4’ünü oluşturuyordu ve halktan 10,000 kadar kişi hükümette iş sahibiydi.

0602-01

Fujiwara no Fuhito

Fujiwara, Tachibana ve Ootomo gibi güçlü aileler ile Budist rahiplerin yönetimde hak iddia etmeleri, taht kavgalarının Nara dönemi boyunca sürmesinde etkili olmuştur. Fujiwara no Kamatari’nin (hatta bir teoriye göre İmparator Tenji’nin) ikinci oğlu olan ve 659-720 yılları arasında yaşamış Fujiwara no Fuhito, Asuka ile Nara dönemlerinde yönetimde önemli bir konumda bulunuyordu. Kamohime ve Tachibana no Michiyo isimli iki kadından doğma toplam dört oğlu ve bir kızı vardı. Kızı Miyako, İmparator Mommu ile evlenip prenses olmuştu. O zamana kadar yalnızca imparatorluk ailesi üyeleri prens ve prenses olabiliyorken, Fujiwara no Miyako, hanedanlığa dışarıdan gelme ilk prensesti. İmparator Mommu saltanatında, sadece Fuhito’nun soyunun Fujiwara ismini taşıyabileceği ve yönetime katılabileceği emredildiği için oğulları Muchimaro, Umakai, Fusasaki ve Maro, Fujiwara klanının “Hokke”, “Nanke”, “Kyouke” ve “Shikike” isimli dört büyük dalını kurdular. Ayrıca baş Fujiwara klanının veliahtı da Fusasaki olmuştu. Fuhito’nun, Nara döneminin başlarında gerçekleşen ölümüyle, İmparator Temmu’nun büyük büyük torunu ve Prens Takechi’nin oğlu olan Prens Nagaya yönetimi eline aldı. Fuhito’nun oğulları da siyasal güçlerini kullanarak 729 yılında Prens Nagaya’yı tutuklama suretiyle yönetimi tekrar ele geçirdiler ve İmparator Mommu ile kız kardeşleri Miyako’dan doğma yeğenleri Prens Obito’yu tahta çıkarıp İmparator Shoumu yaptılar.

Fujiwara Kardeşler

Fujiwara Kardeşler

737 yılında, Kyushu’dan yayılan bir çiçek hastalığı salgını yüzünden dört Fujiwara kardeş de hayatını kaybetti ve Fujiwara klanının baskınlığı geçici bir darbe almış oldu. Bu beklenmedik salgın yüzünden İmparator Shoumu, 740 yılından başlayak sarayını ve başkenti beş yıl içerisinde üç kere değiştirdi. Başkent, 740-744 yılları arasında Kunikyou’ya (bugünkü Kamo); 744 yılında Shigarakinomiya’ya (bugünkü Shigaraki) ve  744-745 yılları arasında Naniwakyou’ya (bugünkü Osaka) taşındı. 745 yılında ise Heijoukyou’ya geri döndü.

Nara döneminde ekonomik ve yönetimsel aktiviteler artış göstermişti. Madeni paralar çok kullanılıyor olmamasına rağmen dökülmekteydi. Heijoukyou’dan diğer bölgelere uzanan yollar ile şehirler arası iletişim artmış ve pirinçle ödenen vergilerin yerel yöneticiler yerine başkente ulaşması garantilenmişti. Fakat Heijoukyou dışındaki yerlerde, Shoutoku Taishi’nin toprak yasaları uygulanmıyor ve ticari faaliyetler canlılık göstermiyordu. Dönemin sonlarına doğru, sınırları genişleyen devletin finansal yükünün artması, hayati önem taşımayan hükümet çalışanlarının yönetimden çıkarılmasına sebep oldu. İmparator Tenji’nin torunu olan, dönemin son imparatoru İmparator Kounin’in emriyle, ekonomik yükü azaltma amacıyla zorunlu askerlik kaldırıldı ve bölge valilerine kendi özel askerlerine sahip olabilme hakkı verildi.

Shouen

Shouen

Sekizinci yüzyılın ortalarına doğru ortaya çıkmış shouen denen çiftlikler, orta çağ Japonya’sının en önemli ekonomik unsurlarındandı. Pirinç üretimine oldukça katkı sağlayan bu shouenler, başta devlet malı olarak sayılıyor ve altı yılda bir el değiştiriyordu. Gıda talebi artıp ülke ekonomisi zayıfladığı zaman bu sisteme de son verildi ve shouenler özelleştirildi. Buna ek olarak, sahipsiz bir araziyi sahiplenip orada pirinç yetiştiren herhangi birinin o arazinin meşru sahibi olabileceği yönünde bir yasa çıkarıldı. Bu yasalar, vergiden muaf olan shouenlerin sayısının çoğalmasına ve geleneksel tarım yapanların omuzlarındaki vergi yükünün artmasına sebebiyet verdi. Vergideki bu artış, pek çok toprağın terk edilmesine yol açtı. Topraklarını terk etmiş köylülerden bazıları, varlıklı toprak sahipleri tarafından özel olarak kiralandılar ve toprakları shouenleştirildi. Shouen sahipleri çoğunlukla Budistti ve bu sayede Budistler yönetim karşısında güç kazanmaya başladılar.

Buddha Dainichi

Buddha Dainichi

Dönemdeki bir başka önemli kültürel gelişme de, Budizm’in kalıcı olarak yerleşmesiydi. Budizm Japonya’ya ilk olarak altıncı yüzyılda Kore’nin Baekje krallığı tarafından tanıtılmış, fakat Nara döneminde İmparator Shoumu tarafından kabul edilene kadar olumlu tepkilerle karşılaşmamıştı. Shoumu ve karısı Fujiwara no Asukabe sıkı Budistlerdi ve Budizm’in yayılmasına büyük destek veriyorlardı. Nara imparatorları, özellikle Buddha’yı sadece tarihi bir kişilik değil aynı zamanda evrenin yegâne yasası olarak kabul eden “Altun Yaruk” öğretisini desteklemişti. Bu yegâne yasa ölümlü dünyaya ait bir fenomen olduğu için, dünyadaki her şey gibi bir değişim içerisinde olması kaçınılmazdı. Japon yöneticiler bu konsepti, yeni yasaların oluşturulmasını ve mevcut yasaların değiştirilmesini meşrulaştırmak sıklıkla kullanmıştı. T’ang kökenli bazı Budist okulları da Japonya’ya bu dönemde giriş yapmıştı.

İmparator Shoumu’nun saltanatı sırasında Toudaiji tapınağı inşa edilmiş ve içine tunçtan yapılma on sekiz metrelik bir Buddha Dainichi heykeli yerleştirilmişti. Bu Buddha, genellikle Şinto güneş tanrıçası Amaterasu ile birlikte anılıyor ve iki dinin bütünlüğünü temsil ediyordu. Shoumu kendisini Budizm’in üç büyük hazinesinin hizmetkarı ilan etmişti; Buddha, Budizm’in öğretileri ve Budist cemaati. Hükümet, bölgelere ait kokubunji denen tapınaklar yaptırmıştı. Heijoukyou’nun kokubunjisi de Toudaiji’ydi.

İmparatoriçe Kouken / Shoutoku

İmparatoriçe Kouken / Shoutoku

Tüm bu uğraşlar, Budizm’i devletin resmî dini yapmaya yetmemiş olsa da, Nara Budizm’i, imparatorluk ailesinin statüsünü yükseltti. Yönetimdeki Budist etkisi, Shoumu’nun kızı Abe’nin her iki saltanatında daha da arttı. Prenses Abe, İmparatoriçe Kouken olduğunda yönetime Budist rahipleri dahil etti. Daha sonra ağır bir hastalığa yakalanan imparatoriçe, kuzeni Fujiwara no Nakamaro’nun tavsiyesi üzerine 758 yılında tahtı ona bıraktı ve Nakamaro, İmparator Junnin oldu. Bir süre sonra Doukyou isimli önemli Budist bir şifacı tarafından iyileştirilen Kouken, sağlığı yerine gelince tekrar başa geçmek istedi fakat buna karşı çıkan İmparator Junnin, bir ordu kurarak Kouken’in ordusuna savaş açtı. Kısa sürede ağır bir yenilgiye uğrayan Junnin, Kouken tarafından sürgün edildi ve imparatoriçe tekrar tahta çıkarak bu sefer İmparatoriçe Shoutoku adını aldı. Saltanatı tekrar ele aldıktan sonra ilk iş olarak, bazıları günümüze kadar gelebilmiş Hyakumanto dharani denen bir milyon adet şans duası bastırttı. Bu küçük parşömenler, dünyanın en eski basımlarından kabul edilmektedir. Hyakumanto dharanilerin bastırılma amacı, Budist ruhban sınıfının öfkesini yatıştırmaktı. İmparatoriçe Shoutoku, kendisini iyileştirmiş rahip Doukyou’yu imparator ilan etmeyi dahi düşünmüş olsa da, bunu başaramadan hayata gözlerini yumdu. İmparatoriçenin yaptığı bu radikal hareketler. Heijoukyou toplumunu şoke etmişti, bu yüzden kadınların artık imparatorluk seviyesine yükselmesi yasaklandı ve Budist rahiplerin yönetimde söz sahibi olabilme hakkı elerinden alındı.

Nara döneminde, yapılmış bütün reform ve yeniliklere rağmen, merkezi otorite zedelenmeye başlamıştı. İmparatorluğun gücünü restore etmek için, başkent önce 784 yılında Nagaokakyou’ya, daha sonra 794 yılında Heiankyou’ya taşındı ve Heian dönemi başlamış oldu.

Asuka Dönemi

Asuka dönemi (飛鳥時代), 538 yılından 710 yılına kadar sürmüş ve Nara civarındaki Asuka kentinin başkent olduğu Japon dönemidir. Asuka dönemi aynı zamanda ülkenin adının Wa’dan Nippon’a değiştirildiği dönemdir. Kofun döneminin sonlarında temeli atılmış önemli politik, sosyal ve artistik değişimlerin devam ettiği Asuka dönemi, bu yönleriyle Kofun döneminden ayrılıyor olsa bile, ikisi bir araya gelerek Yamato dönemini oluşturmaktadır. Yamato devleti, Asuka dönemi boyunca hatırı sayılır seviyede gelişmeler göstermiştir. Çin’den model alınarak oluşturulan siyasi ve toplumsal örgütlenmeler sayesinde imparatorluk ailesinin gücüne ve yönetimine takviyeler sağlanmıştır.

img_3

Kofun döneminin sonlarına doğru ortaya çıkmış olan Yamato yönetimi, güçlü klanlardan ve geniş ailelerden oluşuyordu. Asuka döneminin başlarında ise Yamato yönetimi, imparatorluk hanedanlığına evrilerek Yamato devletini oluşturdu. Asuka kentinin payitahtlık ettiği bu hanedanlık, Kyushu ve Honshu’daki diğer klanların üzerinde bir güce sahipti ve klan liderlerine ünvanlar bahşedebiliyordu. Yamato yöneticileri, diğer klanları bastırıp tarım arazilerini ele geçirdikçe, sınırlarını da genişletti ve zamanla Yamato adı Wa ile eş anlamlı bir hâle geldi. Kanji gibi Çin’den ithal edilmiş birçok unsuru Japonya’ya sokan Yamato devleti, gouzoku klanlarının liderlerinin de yönetime katılım gösterdiği merkezi bir yönetim oluşturmuştu. Yedinci yüzyılın ortalarına doğru, tarım toprakları, merkez yönetime bağlı ayrı yönetim birimleri oldular. Böylece ülkeyi beş büyük yedi küçük yönetimsel bölgeye bölen Gokishichidou sistemi doğdu.

Yamato devletinin, o zamanlar Mimana denilen Kore yarımadasındaki Gaya konfederasyonuyla bağları bulunuyordu. Kofunlarda bulunan arkeolojik kanıtlardan yola çıkılarak, ikisinin de aynı seviyedeki soylulara ait sanat eserlerinde ve kıyafetlerde benzerlikler görülebilmektedir. Başka bir kaynak ise, Japonların dış ülkelere Yamato’yu tanıtmak için Çin harfleriyle yazdığı Nihon Shoki isimli edebi eserdir. Bugün fazla kabul edilmeyen bir görüş olmakla birlikte, Japon tarihçiler, Gaya’nın bir Yamato kolonisi olduğu yönünde teoriler ortaya atmışlardır.

Asuka dönemi sırasında, Yamato yönetimi, imparatorluk ailesinin eforlarıyla yeniden canlandı ve yüz yıl içerisinde ulusal hükümeti baştan şekillendirerek merkezileştirilmiş bir devlet anlayışına gidildi. Gouzoku klanlarından Soga klanı, imparatorluk ailesi ile yaptığı evlilikler sonucu, 587 yılında klanın lideri Soga no Umako, yeğeni Sushun’u imparator yaptırabilecek kadar güçlendi. Daha sonra da ona suikast düzenleyip yerine İmparatoriçe Suiko’yu getirtti. Japon tarihindeki yedi imparatoriçeden ilki olan Suiko, yönetimin başı olmasına rağmen daha çok Soga no Umako ve Sushun’dan önceki imparator olan İmparator Youmei’nin evlilik dışı bir ilişkiden doğmuş oğlu Naib Prens Shoutoku Taishi’nin iplerini çektiği bir kukla gibiydi.

55667_600[1]

Shoutoku Taishi

Sıkı bir Budist olan ve Çin edebiyatını iyi bilen Prens Shoutoku, bu reform döneminin büyük bir entelektüeli olarak kabul edilir. Tam yetkiye sahip bir gücün iktidarını öngören Tianming gibi öğretilerden etkilenmiş olan Shoutoku, Konfüçyanizm’e ait ünvan ve etik modelini yönetime dahil etti. 603 yılında, farklı renkte şapkalarla birbirinden ayrılan ve yönetimdekileri çalışarak seviye atlamaya teşvik eden on iki seviyeli ünvan sistemini getirdi. Bu ünvanlar, isimlerini Konfüçyanizm’deki erdem, insaniyet, ahlak, inanç, adalet ve bilgi gibi değerlerden almaktaydı ve her biri kendi içlerinde de büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. 604 yılında, Shoutoku Taishi, devletin misyonlarını ve yürütme kurallarını belirten on yedi yasalık Kenpou Juushichijou anayasasını yazdı. Budizm etkileri taşıyan bu anayasa; yöneticiye, bakanlara ve halka ait haklar ile görevlerini açıkça belirtmekteydi. Shoutoku, Çin’in yönetim anlayışını örnek alarak, gouzoku klanları tarafından yıpratılmış imparatorluk ailesinin gücünü ve etkisini geri getirmeye çalışmıştı.

Bunlara ek olarak Çin’in takvim ve ticaret sistemini de alan Shoutoku, pek çok Budist tapınağı inşa ettirmiş, yönetim kayıtları derletmiş, Çin’e Budizm ve Konfüçyanizm çalışmaları yapmak üzere öğrenciler yollamış ve Ono no Imoko’yu Çin’e elçi tayin etmiştir. Shoutoku Taishi’den önce, Çin ile ilişkiler daha çok Wa’nın hediye yollaması ve Çin’in kabul etmesi üzerine kuruluyken, Shoutoku ile birlikte siyasi anlamda Çin ile eşit bir konuma gelinmiştir; Prens Shoutoku, Sui hanedanlığı ile ilişkilerinde sağlam bir tutum sergilemiş ve Çin karşısında duruşunu bozmamıştır; hatta Çin imparatoruna yolladığı mektuplarda “Güneşin Doğduğu Ülke’deki Cennet’in Oğlundan, Güneşin Battığı Ülke’deki Cennet’in Oğluna” ifadesini kullanması Çinlileri kızdırmıştır. Çin tarafından bakıldığında ise, kendilerine hâlâ hediyeler yollamakta olan Japonya, ironik olarak eskisinden bile daha düşük bir konumdaydı, zira artık Japon yöneticiler, Çin hanedanlığı tarafından bahşedilmiş ünvanları taşımıyorlardı. Fakat bu, Yamato yönetiminin Çin ile olağanüstü kültürel ve enetelektüel ilişkiler kurmasına engel olmayarak, yedinci yüzyılda pek çok elçi, rahip ve öğrenci Çin’e resmî görevlerle gönderildi. Bunlardan bazıları orada 20 yıldan fazla kaldı ve geri gelenlerin çoğu da döndükten sonra öne çıkan reformcular oldular.

Prens Shoutoku’nun 622 yılındaki ölümü, reformlarının tamamen gerçekleşmesine ket vurdu. 643 yılında Soga klanı, Shoutoku’nun oğlu Yamashiro Oe’yi tüm ailesiyle birlikte öldürterek yönetimi ele geçirdi. Aynı dönemde, Çin’e gönderilmiş öğrenciler, Kore yarımadasındaki Silla, Baekje ve Goguryeo krallıkları arasındaki şiddetli çekişmelerin ve Sui hanedanlığını devirerek Çin’i tek çatı altında birleştirmiş güçlü T’ang hanedanlığının haberleriyle geri dönmekteydi. Bu haberler, halkın eğitimli kesiminin aklına yönetimde reformlar yaparak devletin gücünü arttırmak ve dışarıdan gelecek olası bir saldırıya karşı hazırlıklı olabilmek üzerine fikirler yerleştirdi. Shoutoku’dan sonra, 626’de Soga no Umako ve 628 İmparatoriçe Suiko da öldükten sonra, iktidarlık üzerinde dönmeye başlamış entrikalar, 645 yılında gerçekleşen ve Soga klanının yönetimi ele geçirmesine karşı yapılan bir saray darbesi ile sonuçlandı. “Isshi Olayı” şeklinde adlandırılan bu ayaklanma, Naka no Ooe ile Nakatomi no Kamatari önderliğinde gerçekleşti ve yönetimin kontrolü Soga ailesinden alınarak Taika reformları yürürlüğe konuldu.

10156

Isshi Olayı

Çin uygulamalarından etkilenmiş Taika reformları, ülke topraklarının yönetiminin ve kontrolünün büyük klanlarda olduğu halihazırdaki sistemin bitirilebilmesi için toprakların yeniden dağıtılmasıyla başlamıştır. 646 yılında çıkan bir yasa ile, uji denen yerel şeflerin, toprakların ve orada yaşayan halkın sahibi olma hakkını feshedildi. Isshi Olayı’nın liderlerinden Naka no Ooe, hanedanlık soyundan geldiği imparatorluğa veliaht prens oldu. Nakatomi no Kamatari’ye ise imparatorluk ailesine olan hizmetlerinden dolayı Fujiwara soyadı verildi ve yeni adıyla Fujiwara no Kamatari, Japon tarihindeki en önemli ailelerinden olan Fujiwara ailesinin ilk üyesi oldu. Yeni yönetim, Japonya’yı tamamen kontrol etmeyi ve imparatorluğun tek güç olmasını amaçladığı için hususi olan çoğu mal ve mülk, kamu malı hâline getirildi. Topraklar, yaşı gelmiş herkes arasında ortak paylaştırıldı ve insanlara vergi karşılığında tarım yapma hakkı tanındı. Tarlalar artık babadan oğula aktarılmıyor, sahibinin ölümüyle tekrar devlete dönüyordu. Vergiler; hasat zamanı elde edilen ipek, pamuk, iplik ve benzeri mahsullere bağlı ödeniyordu. Kamu binaları ve askeri hizmet için de ücretsiz işçilik zorunlu hâle getirildi. Yönetime bir tür “şikayet kutusu” konularak, halka, imparator ile doğrudan bağlantıya geçme şansı sunuldu. Klan liderlerinin ünvanları ellerinden alındı ve imparatora danışmanlık yapması için Sadaijin, Udaijin ve Daijou Daijin rütbeli üç bakan atandı. Ülke, hanedanlık tarafından atanmış valiler tarafından yönetilen bölgelere ayrıldı ve bu bölgeler de semtler ile köylere bölündü. Bir başka önemli değişiklik de, Japonya’nın günümüzdeki ismi de olan Nippon’un diplomatik belge ve kayıtlarda kullanılmaya başlanması oldu.

Taika reformlarından kısa süre sonra, başkentini 660 yılında T’ang ve Silla ittifakına kaybetmiş olan Kore’nin Baekje krallığı, Japonya’dan yardım istedi. Baekje ile eskiye dayanan bir dostluğu olan Japonya, büyük bir ordu yolladı ve hatta o sırada 67 yaşında olan İmparatoriçe Saimei, Kyushu’nun kuzeyine giderek operasyonları bizzat yönetti. Ne yazık ki Japon ordusu, 663 yılında Kum Nehri’nin ağzında T’ang ve Silla ittifakı ordusuna mağlup oldu. Bu yüzden Japonya geri çekilmek zorunda kaldı ve Kore yarımadasındaki olaylardan uzun süre uzak durdu.

İmparatoriçe Saimei 661 yılında öldü ve Prens Naka no Ooe, 662 yılında imparator olarak İmparator Tenji adını aldı. Buna ek olarak kendine “kutsal hükümdar” anlamına gelen Tennou ünvanını verdi. Bu yeni ünvanın verilme amacı, Yamato devletinin imajını düzeltmek ve imparatorluk ailesinin tanrısal köklerini belirterek aileyi, Soga klanının darbesi gibi talihsiz politik olayların üzerinde tutmaktı. İmparator Tenji aynı zamanda olası bir T’ang ve Silla istilasına önlem olarak Kyushu’ya surlarla kaleler inşa ettirdi ve Taika reformlarında küçük iyileştirmeler yaparak daha pratik olmalarını sağladı.

Screenshot_7

İmparator Temmu

İmparator Tenji’nin farklı annelerden doğma on dört çocuğu olmasına rağmen aralarında imparator olmaya uygun olan yoktu, zira hiçbirinin annesi gerekli politik desteği verebilecek rütbeye sahip değildi. Geriye kalan tek nitelikli aday, kardeşi Prens Ooama idi. Fakat kardeşinin başa geçmesini istemeyen İmparator Tenji, bütün itirazlara rağmen düşük rütbeli bir karısından doğma oğlu Prens Ootomo’nun sıradaki imparator olmasına karar verdi. Bu karar üzerine Prens Ooama, kendisinin tehlikede olduğunu düşünerek yönetimdeki görevinden istifa etti. İmparator Tenji’nin kızı ve kendi karılarından biri olan Prenses Unonosarara ile oğullarını yanına alarak Nara’nın Yoshino bölgesindeki dağlarda inzivaya çekildi ve bir keşiş oldu.

Bir yıl sonra İmparator Tenji öldü ve emrettiği gibi yerine İmparator Koubun adı altında oğlu Prens Ootomo geçti. Gerçekten de yönetimde İmparator Koubun’un meşruluğunu destekleyenlerin sayısı çok azdı. Bunun üzerine Ooama, İmparator Koubun karşıtlarından oluşan bir ordu kurarak Yoshino’dan yola çıktı. Mino’da genç İmparator Koubun’un ordusuyla çatışan Ooama’nın ordusu galip geldi ve İmparator Koubun intihara zorlandı.

Jinshin Savaşı olarak tarihe geçen bu olaydan sonra 673 yılında, Ooama imparator olarak İmparator Temmu adını aldı. Taika reformlarına Asuka Kiyomihara adı altında resmiyet kazandırdı. Budizm’de yenmesi yasak olan at, sığır, köpek, maymun ve kuş eti tüketimini yasaklattı. 676 yılında tüm Kore’yi birleştiren Silla Krallığı ile dostluk bağlarını geliştirdi ve düşmanı olan T’ang hanedanlığı ile diplomatik ilişkileri kesti.

Kofun Dönemi

Kofun dönemi (古墳時代), 250 ve 538 yılları arasında sürmüş ve ilkel sayılabilecek Japon dönemlerinin sonuncusu olmuştur. Bu dönem genellikle sonrasında gelen Asuka dönemi ile birlikte ele alınarak Yamato dönemini oluşturur. Kofun dönemi, aynı zamanda Japonya’nın yazılı tarihindeki ilk çağdır.

Kofun kelimesi, döneme adını veren anahtar deliği şeklindeki tümülüslere verilen addır. Kofunlar, üçüncü yüzyıldan başlayarak yedinci yüzyıla kadar Japonya’da yüksek mevkilerdeki insanlar anısına inşa edilmiştir. Anahtar deliği şekli dışında şekillerde de bulunabilen kofunların ebatları, 3-4 metreden başlayarak 400 metreyi bulabilmektedir ve çoğu haniwa adı verilen kilden heykelciklerle süslenmiştir. Bulunan en eski kofun, üçüncü yüzyıla ait olan ve Sakurai, Nara’da bulunan Hokenoyama kofunudur.

kofun

Kofun dönemi, Asuka döneminden kültürel farklılıklarıyla ayrılmaktadır. Budizm’in Japonya’ya girişinden önceki son dönem olan Kofun, saf bir Şinto karakteristiğine sahiptir. Siyasi yönden bakıldığında ise, adı bilinmeyen güçlü bir klan Honshu’nun batısının ve Kyushu’nun kuzeyinin kontrolünü tamamen ele geçirerek zamanla bugünkü Japon imparatorluk hanedanlığının atası olan Yamato yönetimini kurmuştur.  Tanegashima’daki kofun tümülüsleri ve Yakushima’daki oldukça eski iki Şinto tapınağı, bu adaların Yamato devletinin güney sınırları olduğuna dair ipuçları vermektedir. Ayrıca kuzey sınırı da bugünkü Niigata prefektörlüğünde bulunan Tainai’a kadar uzanmaktadır.

Yamatai üzerindeki fikir ayrılıkları yüzünden Yamato yönetiminin tam başlangıç tarihi tartışmalı bir konu olsa da, genellikle 250 yılında ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Yamato yönetimi zamanında, yerel yönetimler sayıca azalmış olsa da, Kibi, Izumo, Koshi, Kenu, Chikushi ve Hi gibi bazı güçlü yerel yönetimler hâlâ etkisini sürdürmekteydi. Bu yüzden Yamato’nun tek güç olması altıncı yüzyılı bulmuştur. Bununla birlikte, Yamato’nun Çin ile ilişkilerinin başlaması dördüncü yüzyıl gibi erken bir tarihteydi.

a4a4f94e3fe07bd245d996ec78e3d493

Çin kültüründen etmenler, Yamato yönetiminde önemli bir yer tutmaktaydı. Bu kültürel öğeler, denizi aşarak Kore yarımadasından ve ağırlıklı olarak Nansei adaları yoluyla Çin’den gelen toraijin denen göçmenler ile Japonya’ya giriş yapmış; bu göçmenlerin bilgi ve kültür birikimlerine değer veren Yamato yönetimi de onları oldukça sıcak karşılamıştır. 815 yılında yazılmış Shinsen Shoujiroku kitabına göre, Honshu’daki Kinai bölgesinde bulnunan 1182 klandan 154’ü yabancı kökenliydi. Aynı kitap, 356 ve 645 yılları arası Japonya’ya gelmiş 163 Çinli ve 154 Koreli ailenin de varlığından bahsetmektedir.

Yamato’nun tam olarak beşinci yüzyılda şekillenmiş olan yönetim şekli, gouzoku denen zengin ve güçlü klanlardan oluşmaktaydı. Bu klanların her birinin başında, klanın ilahi tanrısı veya ruhsal varlığı olan kamisine kutsal ayinler düzenleyen uji-no-kami rütbeli bir yönetici vardı. Klan üyeleri aristokratlardan oluşuyordu ve Yamato yönetimini kontrol altında tutan bir kraliyet soyu bulunmaktaydı. Güçlü klan liderlerine babadan oğula de geçebilen kabane rütbesi veriliyor ve soyadları yerine bunları kullanıyorlardı.

Basit bir kuni iken imparatorluk hanedanlığına kadar yükselmiş olan Yamato yönetiminin Kofun dönemi içerisindeki gücü ve öneminden dolayı, batılı akademisyenler bu dönemi tasvir ederlerken “Yamato dönemi” ifadesini sıklıkla kullanırlar. Yamato, en güçlü kuni olsa dahi yönetimdeki tek söz sahibi değildi; hatta Japon arkeologların çalışmalarına bakılacak olunursa, Kofun döneminin ilk yarısında Kibi gibi diğer güçlü yerel yönetimler dominasyona daha yakındı, öyle ki Kibi’ye ait olan Tsukuriyama kofunu Japonya’daki en büyük dördüncü kofundur.

Yamato ve Bizen bölgesindeki en ünlü gouzoku klanları Soga, Katsuraki, Heguri ve Koze iken Izumo bölgesinde de Kibi klanıydı. Ōtomo ve Mononobe klanları askeri alanda liderlerdi. Nakatomi ve Inbe klanları dini ritüelleri halletmekteydiler. Soga klanı, yönetimde en yüksek konumdayken Ōtomo ve Mononobe klanları ikinci sırada geliyorlardı. Bölge liderlerine de kuni-no-miyatsuko denmekteydi. Kofun dönemi, Japonya’nın birleşik ve düzenli bir devlet olmasına giden yoldaki kritik bir evreydi. Seto iç denizinin en doğu kısmında yer alan Kinai bölgesi, toplumun en gelişmiş olduğu bölgeydi. Ayrıca Kofun dönemi süresinde, askeri yöneticilere sahip aristokratik bir toplum şekli yapılanmaya başladı. Japon yöneticiler, Çin hanedanlığından kendilerine asilzade rütbeleri bahşedilmesini dahi talep etmişlerdi.

p16-adika-kofun-c-20150412

Dönemin yöneticileri diplomatik anlamda batıdaki krallık sistemine yakınlardı ve kendilerine Oukimi (Büyük Kral) diyorlardı. Arkeolojik kazılarda bulunmuş Inariyama ve Eta Funayama isimli kılıçlara kazınmış olan Amenoshita Shiroshimesu (Göklerin ve Yerin Yöneticisi) ve Oukimi yazıları, bu dönemdeki dini rolleri de bulunmuş olan yöneticilerin tahta bunu kullanarak çıktıklarını göstermektedir. Amenoshita Shiroshimesu Oukimi rütbesi, yedinci yüzyıla kadar kullanılmış ve bu tarihte Tennou ile yer değiştirmiştir.

Yamato yönetimini oluşturan klanlardan pek çok lider, imparatorluk ailesinin veya tanrıların soyundan geldiğini iddia etmiştir. Beşinci yüzyılın sonlarına doğru, İmparator Kougen’in efsanevi torunundan gelen Kazuraki klanı, yönetimdeki en yetkili güçtü ve mevcut imparatorluk ailesiyle de evlilik bağlantıları bulunuyordu. İmparator Buretsu, geride herhangi bir veliaht bırakmadan öldüğünde, Ōtomo no Kanamura yeni hükümdar olarak imparatorun Koshi bölgesinde yaşayan çok uzak bir akrabasını yeni imparator (İmparator Keitai) olması için tavsiye etti. Fakat Kanamura, diplomatik politikalarda göstermiş olduğu başarısızlıklar sebebiyle görevini bırakmış olduğundan bu tavsiye dikkate alınmadı ve yönetim kısa sürede Mononobe ve Soga klanlarının kontrolüne geçerek zamanla Asuka dönemini başlattı.